gunduzmehmet198 @ gmail.com

            "Biz asla teslim olmayız. Ya kazanırız,ya ölürüz. Bizden sonraki nesillerle de savaşacaksınız. Bana gelince. Ben, cellatlarımdan daha uzun yaşayacağım." Ömer Muhtar

 

            Düya'nın süper güçleri artık yeni dünya düzeninde politik meselelerin ortadan kaldırılması  için artık çok maliyetli olan devasa savaşlar yerine dolaylı yoldan düşmanı yıpratmaya çalışmak istemesi vekâleten Savaşmayı ortaya çıkarmıştır.

            Vekalet Savaşı olarak adlandırdığım mücadele eski deyimle Gayri nizami Harp olarak bilinen ve bir çok devasa orduların mağlubiyeti ile sonuçlanan savaş sistemidir.

            Bilindik savaşın politik, ekonomik ve sosyo-psikolojik maliyetlerini bilen çoğu devlet rakip devletlere karşı bu savaşı veren politik hareketlere destek verir hale gelmiştir. Çünkü geleneksel anlamda güvenlik kavramının özelleştirilmesi ile bir kaç yüz bin doları olan bir kişi bir taburun veya bir taaruz helikopter filosunun ateş gücünü istediği bölgede ve istediği süre boyunca, ayrıca ulusal ya da uluslararası hukuk kurallarına uyma ihtiyacı duymadan toplayabilmektedir. Güçlü devletler de bu bilinçle hareket ederek artık kıta ötesi savaşlar yerine taşeron örgütler ile bu işi hem daha insancıl(!) hem de kendi toplumuna zarar vermeden yapmaktadır.

            Nizami olmayan bu savaşın temel amacı düşmanın fiziki varlığının sona erdirilmesi ile savaşma azim ve iradesinin kırılmasıdır. Örneğin Hudeybiye Anlaşması sonrası Müslümanların lehine görünen bir kaç madde Ebu Basir'in başlatmış olduğu gayri nizami harp taktiği ile Mekke'nin ileri gelenlerine diz çöktürmüştür. Yine İtalya'nın Libya'ya saldırmasında halkı örgütleyip bir direniş destanı yazan Ömer  Muhtar misali.

            Gayri-nizami savaşta insansız hava araçları veya etkili gece görüş sistemleri ve uydu görüntüleri gibi teknolojik kabiliyetler olmazsa olmazlardır. Bu tarz imkanlara sahip olmayan kuvvetler için mücadele samanlıkta iğne aramaktan farksızdır. Bu nedenle nizami bir ordu ile yapılan savaşın ömrü sınırlı iken gayri nizami olan harpte bu sınırı belirlemek mümkün değildir. Ömer Muhtar'ın "Biz asla teslim olmayız. Ya kazanırız,ya ölürüz. Bizden sonraki nesillerle de savaşacaksınız."  sözü ilerde gelecek olan nesillerde  yeri gelince bu savaşın sanal alemde, yeri geldiğinde de ekonomik alanda devam edebileceğini göstermektedir.

            Değişen Küresel Güvenlik Ortamında gayri nizami savaşın etkisinin kırılmasında en önemli rol  halk desteğinin olmamasıdır. Bu taktiği de “Sivrisinekleri öldürmek yerine bataklığı kurutmak” olarak açıkladığımızda halkın çoğunluğunun desteği kazanıldığı takdirde düşman yiyecek ve barınaksız bırakılacak, düşmanın her türlü faaliyetinden haberdar olunacak ve bataklık kurudukça sivrisineklerin yaşam alanları daralacaktır.

            Bu amaçla dünyanın bir çok yerini talan eden ve halk desteğini arkasına almak isteyen ABD Kara, Deniz ve Hava Harp Okulları’nın eğitim kadrolarının asgari % 60’ı sivilleştirilmiş, bu okullardaki Sosyal Bilimler bölümleri geliştirilmiş, sivil görünümlü askerlerle kitle psikolojisini kanalize edebilecek  dersleri çoğaltmıştır.

.           Orta doğunun şekillenmesinde savaş çıkartmada uzmanlaşmış devletler ne yazık ki bölgedeki coğrafi yapıya uyum sağlamış, halkın içinden olan bir takım gruplar ile bu işi yürütmektedirler. 'Hedefe giden her yol mubahtır.' kaidesi ile de savaş hukuku tanımadan her türlü eylemleri gerçekleştirip kendilerini iyilik meleği gibi gösterebilmektedirler. Bu nedenle bazen havadan atılan ve güya kendilerine düşman ilan etmiş gruplara da yanlışlıkla mühimmat yollayabilmektedir.

            Bu tarz savaşların yerini gelecek asırda Siber savaşlar tutacaktır. Bu nedenle bir yandan nükleer enerji için yarışa giren süper güçler şimdiden kendi siber ordularını da hazırlamaktadırlar. Bu yarışta geri kalan ülkelerin yeni yüzyılda köleleşmeleri de kaçınılmaz olacaktır.