necatikavlak03 @ hotmail.com

İçimdeki ses bu gün biraz felsefe yap diye kulağıma fısıldadı. Önce, ben ne filozofum ne de felsefeciyim, felsefe yapmaya kalkarsam; felsefeciler beni tefe koyar çalar demek geçti: sonra felsefeciler de insan değil mi, neden olmasın diye ikna ettim içimdeki beni!

Nasıl bir düşünce çıkacağını inanın bilmiyorum. Makale bittiğinde son nokta yerini aldığında hep birlikte göreceğiz neticeyi…

Rivayet edilir ki, Hz. Ali’ye bir dost meclisinde, ALLAH’I gördün mü diye bir soru yönetilir. Hz. Ali kendinden emin, hiç düşünmeden; “Görmediğim ALLAH’A secde etmem” der. Soru sahibi sıkıştırmak ister Allah’ın aslanını. Nerde gördün diye ikinci bir soru yönetir.  Aldığı cevap ilk cevaptan daha muhteşemdir.  “olmadığı yeri bana gösterin”

Rahmetli Yaşar Nuri Öztürk’ün, dini litatüre hediye ettiği “Allahla aldatma” deyimini filen hayata geçiren bezirganlara inat yazının başlığını Allah’ı gördünüz mü diye koydum.

Biliyorum yazı başlığını okuyunca hakkımda iyi şey düşünmediniz. Hatta ileri geri laf edenleriniz de oldu.  Kalemim zaten bu riski ve eleştirilmeyi göze alarak yola çıktı.

Sahi  insan oğlu kendini yaratan; içine kendi ruhunu üfleyen yaratıcısını niçin uzakta arar? Niçin cehennem korkusu,  cennet mükafatı ile iki ayağı bir papuca sokulur?

Anadolunun yetiştirdiği en büyük Türk Ozanlarından biri olan; tasavvuf şairi Yunus Emre bakın  “Ne cennetin yüzü, ne Cehennemin közü, bana seni gerek seni...” diye Allah’a nasıl seslenmiş!

13.yy da yaşayan Yunus; Allah’a bana seni gerek seni derken, kendilerini müslüman olarak lanse eden, miting meydanlarında, yüce kitabımız Kur’an-ı eline alıp sallayan:camide cemaat oturmuşken, kıyamda kalarak reklam fotorafı çektirenlerin dindarlığını,dindarlığın neresine koymalıyız.?

Yaşayan tasavvufçulardan Ahmet Hulisi; “ALLÂH ADINA konuşma yetkisi Hz. Muhammed Mustafa (aleyhisSelâm)’da idi. O’nun boyut değişimiyle birlikte bu özellik insanlıktan alınmıştır!” derken; Allahın halife  olarak yarattığı insanlara, halife olmak isteyenleri  buzdolabının neresinde saklamalı insanlık?

Bilim adamları gece gündüz demeden alemin sırrını çözmeye çalışıyor. Şimdiye kadar en küçük birim atom iken; şimdi atomun altına da el attı bilim adamları.

Ocak 2013’te  Alman  bilim adamları,  mutlak sıfır noktasının altına inildiği açıkdı.

İlmin yeni keşfi sıfırın altına inilmesini, Kuran-ı Kerim’le irtibatlandırmak isteyenler;  a’raf Suresi 40. Ayyette ki  “ Ayetlerimizi yalanlayanlar ve o ayetlere uymayı kibirlerine yediremeyenler var ya,  onlara göklerin kapıları açılmaz. Onlar, deve iğne deliğinden geçinceye kadar cennete de giremezler!  Ayetine gönderme yapmışlar.

Bizim din tacirlerinin aklına Ayet deyince; yalnızca Kur’an’da derç edilen ayetler geliyor.

Halbuki Lokman suresi 27. Ayette; “ Eğer yer yüzündeki ağaçlar kalem, deniz de mürekkep olsa, arkasından yedi deniz daha ona katılsa, Allah’ın sözleri yazmakla tükenmez buyrulmuş..

Öyleyse, gezegenimiz’de var olan; Güneş gibi 400 milyar yıldızdan oluşan bir galaksinin mevcudiyetine ışık tutan bilim ışında Allah’ın varlığına bakarsak: Allah’ın insanların dışında olmadığını görmemiz gerekir.

Bu ifade hiç kimseye İnsan (hâşâ) Allah’ mı çağrışım yaptırmamalı, aklına soru işareti bırakmamalı. Bize şah damarımızdan daha yakın olan yaratıcıyı, uzakta aramak yerine ruhumuza ulaşmaya ve onunla bütünleşmeye çalışmalıyız.

Ve son cümle!

Allah, kadın ve erkek ayrımı yapmadan, bütün insanları “Halife” olarak yaratmışken, insanoğlu kendinden başka yerde halife aramamalı; Allahtan başkasına kulluk etmemeli. 

Meydanlara “Demokrasi Meydanı ”yazmakla demokrat olunamayacağını görmeli, Cumhuriyet ve Demokrasi rejiminin mevcut idare şekli içinde;  İnsan İzzetinefsini ve onuruna en uygun rejim olduğu bilinci muhafaza etmeli ve de rejime dört elle sarılıp sahip çıkmalı…