necatikavlak03 @ hotmail.com

Cumhuriyet gazetesi davasının son duruşmasından, 7 tahliye 5 tutukluluğa devam kararı çıktı!

Duruşmaya katılan sanıklardan; Musa Kart, Bülent Utku, Önder Çelik, Mustafa Kemal Güngör, Güray Öz, Hakan Kara ve Turhan Günay,  özgürlüğe merhaba derken: Akın Atalay, Murat Sabuncu, Kadri Gürsel, Ahmet Şık ve Kemal Aydoğdu kolları kelepçeli ceza evine geri döndüler.

Şöyle hep birlikte, elimizi şakağımıza koyalım, bi  düşünelim  bu ne anlama geliyor?

Doğrusunu söylemek gerekirse, “Ergenekon,  Balyoz, Casusluk” davaları ne anlama geldiyse bu da  onların bire bir kopyasıdır.

Bir kere daha iktidarın hukuksuzluğunu, yargı istemese de; her şeye rağmen  karara bağlayacak ya da bağlamak zorunda demektir.

Türkiye; hukukun bittiği, adaletin tatile çıktığı; hâkim ve savcıların bağımsızlığını kaybettiği, cahiliye döneminin karanlığında çok zorlu, yazılı teste tabi tutuluyor.

Atatürk’ün izinde yürüyen, Türk milleti: tarihinden aldığı ışıkla, bu sınavı verecek, cumhuriyet zor da olsa ipi göğüsleyecek diye umut etmek isterim.

Atalarımız, “Her yokuşun bir inişi” “ her gecenin bir sabahı var” dememiş mi?  

Öyleyse?

Tahliyeleri, şafak sökmesi olarak yorumlamak, karanlığın sonu geldi diye değerlendirmek düşüyor bize.

Tahliye edilen 7  ve  tutukluluğu devam eden 5  sanığın ifadelerini tek tek okudum.

Duruşmada savunma yaparken; elini ovuşturan, boynunu büken, mahkeme heyetine yalvaran gözlerle bakan bir sanık bile yoktu.

İfadeleri özetleyip canınızı sıkacak, dikkatinizi dağıtacak değilim. İfadeleri ve sanıkların duruşunu merak edenler, muhteşem dik duruşu okusun isterim.

O zaman bu yazının vermek istediği mesaj daha iyi anlaşılacak ve değerlendirmek daha da kolaylaşacak.

Özellikle, mahkeme başkanı ile tutuklu sanık Ahmet Şık arasında geçen konuşma ve tutanaklara yansıyan  ifadenin, Hukuk Fakultelerine ders notu; yüksek lisans eğitimi yapanlara Doktora tez’i olabilecek nitelik ve niceliği görülmeli.

Ahmet Şık’ın annesi Fatma  hanımın:  “Adalet sarayı yazan bina, çirkefliklerin yeridir. Kesinlikle adalet yok ,adalet satılmış. Burası hukuk devleti olsaydı oğlum içeride olmazdı” diye konuşan Fatma Şık sözlerine şöyle devam etti: “Bu ilk değil. Ama dimdik ayaktayım. Gerçekler yerini bulacak. Allah kahretsin. Yaşasın adalet, yaşasın özgürlük. Adalet sarayları başlarına yıkılacak.”  Tepkisi ise alkışı  çok çok hak etmiş!

Tutuklu annesinin, mahkeme kararına karşı gösterdiği bu tepki bile, şafak vakti çöken zifiri karanlığın bu yüzden arttığına işaret sanki!

Lafı çok uzatmanın bir manası yok!

Eski defterleri açmanın da kimseye faydası olmayacak. En iyisi gelin biz sözü , Nazım Hikmet’e bırakalım. Ve  bu yazıya son noktayı “Yaşamak şakaya gelmez” Şiir’iyle koyalım!

Ne dersiniz?

 

 

Yaşamak şakaya gelmez,

 büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın

                       bir sincap gibi mesela,

yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,

                       yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın,

yani o derecede, öylesine ki,

mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,

yahut kocaman gözlüklerin,

                        beyaz gömleğinle bir laboratuarda

                                    insanlar için ölebileceksin,

                        hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,

                        hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,

                        hem de en güzel en gerçek şeyin

                                      yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,

yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,

           hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,

           ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,

                                      yaşamak yanı ağır bastığından.