gunduzmehmet198 @ gmail.com

Şans mı tevafuk mu? Her ne ise belki de bu iki kavramın en acımasız test şekli 'Rus Rruleti' dir. Gerçekten de  insanı en  zayıf iki noktasından yakalıyor. Bunlar  ölüm ve cesaret elbette. Bu noktaları iyi kavrayabilmiş filmler ve kitaplar da Rus ruletini sıklıkla kullanmaktan geri durmuyor.

             Bu acımasız bahis oyunun Rusya menşeli olup olmadığı hakkında net bir bilgi yok. Böylece Rus subayların veya gardiyanların mahkumlarla eğlenme adı altında ortaya attıkları bir fikirden öteye gitmiyor. Orta doğudaki bu oyuna başlamadan önce kısa bir Tarih dersine ne dersiniz?

            Öncelikle günümüz Rusya'sının sahip olduklarına kısaca göz atalım:

* 17,075,400 km²'lik yüzölçümü ile dünyanın en geniş ülkesidir ve dünya yaşam alanının sekizde birini kapsar.

*Rusya  2014 yılı itibarı ile 144 milyon nüfusu ile dünyanın en kalabalık dokuzuncu ülkesidir. 

*Kuzey Asya'nın tamamına ve Doğu Avrupa'nın büyük bir kısmına uzanan Rusya, dokuz zaman dilimine yayılır ve üzerinde çok çeşitli çevre ve yer şekilleri bulunur.

*Rusya ekonomisi, dünyanın en büyük dokuzuncu  ekonomisidir.

*Rusya dünyanın en büyük maden ve enerji kaynaklarından birine sahiptir ve dünyanın en büyük petrol ve doğal gaz üreticisidir.

*Rusya, tanınmış beş nükleer silahlı devletten biridir ve dünyanın en büyük kitle imha silah stoklarına sahiptir.

            Bilindiği üzere Rusların vazgeçilmez olan bir dünya görüşü var. O da Panslavizm'dir. Kabaca bütün Slav topluluklarında ortak bir amaç birliği sağlanmasıdır. Bu kavram Orta ve Doğu Avrupa’da yaşayan Slavların ortak etnik geçmişinin kabul edilmesini ve bu Slavlar arasında kültürel ve siyasal birlik sağlanmasını amaçlayan bir hareket olarak 19. yüzyılın ilk yarısında ortaya çıkmıştır.

            Slav menşeli kavimler, siyasi haklarının Habsburglarca tanınmayacağını anladıklarında kendilerine yardım edebilecek tek güç olan Rusya’ya yüzlerini çevirmişlerdir. Böylece; Rusya, “Slav Birliği” fikrinin geleceği konusunda panslavistlerin zihninde çok daha özel bir yer işgal edecektir. (Tıpkı şuanda yeni yüzyıllık planları için pazarlık malzemesi olan bir takım orta doğu halkları gibi.) Bu bağlamda Çar Petro, bir taraftan Rusya’nın batılılaşması yolunda büyük bir gayret sarf ederek modern Rusya’nın temellerini atarken, diğer taraftan Rusya’nın “açık ve sıcak denizlere inmesini" Rus dış politikasının temel amacı haline getirmiştir. Bu amaç, güney yolu üzerindeki İstanbul, Boğazlar ve Balkanları Rusya’nın nüfuz ve yayılma sahası olarak daha önemli hale getirdi. işte bu nedenle Petro Osmanlı egemenliğindeki Ortodoks Rum ve Slav halklarla daha fazla ilgilenmiştir. Günümüzde de Orta Doğunun  şekillenmesinde Putin'nin aynı yöntemi uyguladığı kanısındayım.

            Çar'dan sonra Katarina aynı amaç için koltuğa oturanlardan. Rus yöneticiler böyledir. Dünya görüşü olarak kesinlikle birbirlerine destek olmuşlardır. Bayrak yarışı misali. Düşenin elinden bir başkası alıyor. Katarina da 1768 yılında  Kırım’ı Osmanlı Devleti’nden koparmakla kalmamış, Küçük Kaynarca Antlaşması’na koydurduğu iki madde ile de resmen Ortodoksların koruyuculuğu iddiasında bulunmuştur.

            Ta ki Rusya’nın geleneksel yayılmacı amaçlarına set çeken Kırım Savaşı oldu. Bu yenilgi Rus kamuoyu üzerine büyük etki yapmıştır. Bu şok etkisi  Rus toplumunda Avrupa düşmanlığını güçlendirmiştir. Öyleki bu kin ve nefret Rusların avamından havasına kadar bütün çevreleri etkilemiştir. Mesela Sovyet Rusya devriminden sonra  bölgenin önde gelen tiyatro yazarı Pogodin Rusya’ya Panslavist hedefler için tarihi bir rol biçebilmiştir.

            31 Aralık 1999 tarihinde Devlet Başkanı Yeltsin beklenmedik bir şekilde istifa etti ve yerine daha sonra 2000 yılındaki başkanlık seçimlerini kazanacak olan Vladimir Putin'i atadı. Putin'in  liderliğinde düzen, istikrar ve ilerlemeye dönüş Rusya'da kendisine yaygın hayranlık kazandırdı.

            Bu desteği de arkasına alan Putin de diğer liderler gibi sıcak denizlere inmek için kolları sıvadı. Bir-leşmiş Milletler toplantısında her ne pazarlık yapıldıysa Rusya'ya döner dönmez IŞİD hedeflerine yönelik saldırılılar yaptı. Her ne hikmetse bu hedefler aksine IŞİD'in vurulmasını istediği mevzilerdi. Fransa "Rusya'nın Suriye'de vurduğu hedeflerin yüzde 80-90'ı IŞİD hedefleri değil. Rusya, IŞİD'i hedef almıyor." şeklinde konuşsa da Rusya hedefine doğru ilerliyor. Ve ne ilginçtir ki bir tek Rus " Bizim Suriye'de ne işimiz var? " demiyor.

            Şimdi oyuna dönecek olursak. Geçmişte Ezilen ve hakları ellerlinden alınan Slavları örgütleyip imparatorluk haline gelen Rusya 21. yüzyılda da Orta Doğu halklarının omuzlarında sıcak sulara inme hayalleri ile Rus ruleti oyunu için masaya oturdu.

            Ve Putin tetiğe bastı ama mermi ateşlemedi. Kararlı bir şekilde silahı karşıya uzattı. Sıra Orta Doğu'da beceriksiz politikalar ile oyalanan NATO ülkelerinde. Orta doğu bir çok kavmin mezarı olmuştur. İlerleyen günlerde silahın  kimde ateşleyeceğini hep beraber göreceğiz.