elifeksizorer53 @ gmail.com

Mutluluğun sesini bilir misiniz? Dokundunuz mu ellerinizle bir gülüşe? Yüreğini, yüreğinize emanet eden minik bir serçenin çırpınışlarını hissettiniz mi avuçlarınızda? Gözleriniz; dünyada ki bütün güzellikleri görebilecek kadar büyüyüp, bütün güzelliklerin sahibi olmuş kadar şanslı hissetimi kendini hiç? Adına huzur dediğiniz her şeyi, bir virgülle ayırdınız mı ikiye?

Ah be hayat; meğer nasipte uzanabilmek varmış, gözlerimin çok uzağında sandığım, adına imkânsız diyebildiğim güzelliklerine… Bütün sihirli kelimeler bir araya toplanıp dokunmuş gibi sanki yüreğime… Sanki dünyanın bütün şahane renkleri; daha önce hiç görmediğim tonlarıyla koca bir gökkuşağı hazırlamışlar… Ya da gözlerimin önünde uçsuz bucaksız bir papatya bahçesi; bütün yapraklarıyla “seviyor” diyerek, mutluluğun resmini çizmiş bana gülümsüyor… Dilime düşen her bir sözcük, mutluluk yağmurlarıyla eşlik ediyor gibi, yüreğimin kurak yazlarına bereket oluyor… Hiç uyanmak istemediğim bir rüyadayım, hayallerimin tozpembe tonunda, meskeni olmuşum adeta mutluluğun… Umutlarım vuslatını yaşıyor gibi, her şey yerli yerinde, her his ait olmuş bahçesinde açan güller gibi…

Seneler öncesinin mutluluklarını giyiniyorum üstüme, mutluluk; doyulmaz bir kıvamda lezzetlendiriyor yüreğimi…3. Sınıftayım, ilkokulun en sevdiğim yıllarına tekabül ediyor vakit. Bir gün öğretmenimiz bize “mutluluğun resmini çizer misiniz” demişti. Herkes yüreğinin rengini emanet etmiş fırçalarına, yüreğine ait rengin elinden tutmuş kavuşturuyor kâğıdına… O yaşlarda annemin saçlarımın örgülerine taktığı; kocaman pembe fiyonklarla, dantel çoraplarımın uyumu bile bir mutluluk sebebi olabiliyorken, kâğıdımın bana yetmeyeceğini düşünmüştüm. Neydi… Neydiii… Ne olmalıydı gerçek mutluluk… Sonra aklıma okuduğum kitabın harikulade kahramanı gelmişti, “Pollyanna” ve o meşhur “mutluluk oyunu” tabii ya; mutluluk önce yürekte var olmak, bir güneş misali doğmak ve enerjisini etrafa yansıtmaktı. Gülen bir yüzde sebep olabilmek, bir hüzne derman olabilmekti. Bir çocuğunun dilinden dökülen o masum teşekkürüne sebep olabilmek, yaşlı bir teyzenin duasında yer almak, bir yaraya merhem olabilmekti. Ama bütün bunları kâğıdıma nasıl sığdıracaktım ki… Mutluluğu düşünmek bile bir mutluluk, öyle bereketli, öyle güçlü bir his… Kendimi hislerimin o büyülü akışına bıraktım ve kâğıdımın tamamını kapsayan koca bir pencere çizdim. Süslü perdeleri olmayan, camekânlarında ahşap bölmelerinin bile yer almadığı, bir tarafı hafif aralanmış, koca bir pencere…

Ödevimi sınıfa getirdiğimde, arkadaşlarımın alaylı gülüşleri bile fikrimi değiştirmedi. Göz ucuyla etrafı seyrettim; rengârenk çiçekler, oyuncaklar, arabalar, boya kalemleri, uçan balonlar, bir an gerçek olduğunu sandığım şekerlemelerle dolu kâğıtlar, cıvıl cıvıl resimler… Öğretmenimiz geldi, sırayla ödev kontrolü yapıyor ve her resim için, ayrı aferinler dökülüyor dilinden. Herkes merakla, öğretmenimizin benim resme söyleyeceklerini bekliyor, sınıfta çıt yok… Sıramın üzerinde arkadaşlarımın elindeki kâğıdın ebadından daha büyük bir kâğıt ve üzerinde; silik, gri bir kalemle çizilen koca bir pencereye hayretle bakarken, şaşkınlığını gizleyemeyen öğretmenim;

Elifçim,”bu resimde mutluluk nereye gizlenmiş acaba?” diye sordu. Kâğıdı ellerimle yukarıya kaldırdım,”öğretmenim, bu pencere hayatın kendisini ifade ediyor ve hayat; bir kanadı aralanmış başlı başına bir mutluluktan ibaret bana göre… Şimdi, pencereyi açmakta, mutlulukları paylaşmakta, çoğaltmakta bizim elimizde, pencereden nasıl bakarsan, onları davet edersin içeriye. Mutluluk; penceren kenarına dizili rengârenk menekşelerin açışında, umudu beklerken gönülden düşen dualarda, hüzünleri silkelemede, daha daha bir sürü sayamayacağım gülüşte… Bunların hepsini bu kâğıda sığdıramadım” dedim. Öğretmenimin yanağıma kondurduğu öpücük ve arkadaşlarımın alkış sesleriyle, mutluluklarıma bir yenisini daha ekledim… O günden sonra “mutluluk perisi” lakabım oldu. Ne zaman taşsam mutluluklarımdan, anmadan edemem o masumiyetle yoğrulu sıcacık mutluluğu. Sizce de öyle değil mi? Rabbimizin bize ikram ettiği sayısız güzellikte lütfettiği mutluluk, gönül penceremizden taşmayı ve paylaşılmayı hak etmiyor mu? Dilerim mutluluğa ait gönül pencerenizin kapısı hiç kapanmasın ve ömrünüze nefes olsun...

Mutlulukla kalın…