necatikavlak03 @ hotmail.com

Bu Pazar Türkiye’nin gündemine, Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç’un; zamansız ebediyete yürüyüşü damgasını vurdu.

Bütün TV kanallarının canlı yayımladığı, Koç’un cenaze törenini anlatacak değilim elbette…

 Zira Canlı yayın yapan TV kanalları, paranın gücü, törenin büyüklüğü, katılımcıların çokluğu ve renklerin çeşitliliğini en ince detayına kadar atlamadan kusursuz verdi.

Devlet, törene en üst düzeyde katıldı!

Sermaye, emekçi, bürokrat, siyaset,  sivil toplum kuruluşları ve de spor camiası eksiksiz tam kadro tören yerindeydi.

Yazılı ve görsel basın paranın nasıl etkili bir güç olduğunu,  Koç’un ebediyete intikali sırasında bir kere daha gözler önüne serdi.

Para, Para diyen Napolyon Bonapart’ın kulakları çınlamıştır diyeceğim de, ölülerin kulakları çınlamaz ki…

İşte bu duygularla, filen olmasa bile ruhen kortejin arasında yürüdüm.

Ellerimi açtım imamın yaptığı dualara bütün içtenliğimle iştirak ettim.

Cenaze törenini baştan sona aralarında izledim.  

O muhteşem kalabalığın içinde ki hüzün’ü, Koç ailesinin çaresizliğini ve bitkinliğine canlı şahitlik ettim.

Bu yazı işte o iştirakten doğdu.

Unutmadan söylemeliyim!

Yazı doğdu ifadesini bilerek isteyerek kullandım.

Yazı doğar mı sorusuna, Nasrettin Hoca’nın Kazan ölür mü sorusuna verdiği cevaba gönderme yaparak,  insan ölürse yazı doğar cevabını tasarladım.

Mademki İnsanlar ölürken yazı dünyaya geliyor,  bari bir işe yarasın kıssadan hisse alınsın istedim ve Koç’un Kortejini mercek altına aldım.

Ne cenaze camiye gelirken,   ne camide cenaze namazı kılınırken, ne de Zincirlikuyu mezarlığına defin için gidilirken; kortejde hazine sandığı, mücevher kutusu, dolar kasası, nakliye TIR’I ya da Kamyonu yoktu.

Cenazenin başında Ankaralı SEYMEN’ler nöbet tuttu.

Ahret yolculuğuna para, pul, mal mülk, döviz, makam mevki- mücevherle gidilmediğini bizzat gördüm ve şahit oldum.  

Ve de kortejin derinliklerinde: paraya tapanları, dünya malı mülkü için savaş çıkartanları, Deniz’de gemi filosu kuranları, yalıya, saraya heves edenleri gördüm.

Sonra mı?

Yunus Emre yanıma yaklaştı!

Kulağıma eğildi "Mal da yalan, mülk de yalan, gel biraz da sen oyalan" dedi, yüzünde acı bir tebessüm uzaklaştı gitti.