gunenc27 @ gmail.com

GASED'in yayın organı Basamak'ın yayın yönetmenliğini üstlendiğim aylarda her sayı için bir soruşturma yapıyordum. Bu soruşturmalardan birinde:

"Bu ay ne okudunuz?" sorusunu sormuştum cumartesi toplantılarından birinde üye arkadaşlarıma Çeşitili yanıtlar aldıktan sonra bir arkadaşımın verdiği yanıt beni oldukça şaşırtmıştı. "Sözlük okuyorum. Türkçe sözlük."

Sözlük de okunur muymuş demeyin. Okunur hem de baş ucunuzdan eksiltmeden okunur.

Özel yaşamı bizi ilgilendirmez. Sesinin dünya genelinde eşsiz olduğu konusunda herkes hemfikirdir olduğu Zeki Müren'in soyadının ne anlama geldiğini ibiliyor muydunuz?.

Zeki Müren'i seversiniz, sevmezsiniz... "Zeki" adının "kolay kavkrayan¸halk arasında "akıllı us'lu kişi" olduğu anlamına geldiğini bilirsiniz de sanat güneşinin soyadı ne anlama geliyor hiiç merak ettiniz mi?

Edeniniz olduğunu sanmıyorum. Başta kendim, "Müren" in ne anlama geldiğini bilmiyormuşum meğer.

Muhittin Arar'ın son çıkan iki Türk efsanelerini konu alan iki kitabından "Kurt Yürüyüşü, Kartal Uçuşu" adlı olanını okurken karşılaştım bu sözcükle. Arar, öyküsünün bir yerinde: "Daha deniz, daha müren!" diyor.

Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp derler. Deniz deniz de "müren ne ki "diyerek sözlüğe uzandım. Meğer "akarsu" demek değil miymiş "müren?"

Demek ki sanat güneşimizin atalarının da sesi güzelmiş ki, bu soyadı seçmişler kendilerine. Böyle bir soyadını seçerken, gelecek kuşaklardaki torunlarından birinin sesinin çağlayan bir akar su gibi ılık,  okşayıcı olacağını düşünseydiler, çok övünürlerdi seçimleri için herhalde.

Neyse bırakalım şimdi biz bunları da Muhittin Arar'ın kitaplarına geleyim. Arar'ın yeni çıkan iki kitabından birinin adı da "Kayı Beyinin oğlu ile Bağdat Hatun" adını taşıyor.

Bozkurt söylencesini ilkokuldayken öretmişti öğretmenlerimiz bize. Türk soyunu kırana uğratan düşmanın elinden bir tek küçük bebek kurtulacaktır.

O bebeği bulan bir kurt alıp Ergenekon denilen yolu izi olmayan demir kayalıklarla çevrili bir sığınağa götürür. Orada bakar büyütür. Türk soyunun yeniden çoğalmasını sağlar. Türkler bu demir kayalıklarla çevrili ovadan, demirleri eriterek çıkıp dünyaya dağılır.

Öbür Türk efsanelerini de tarih kitaplarımızda büyük keyifler duyarak okurduk... Hiç unutmam, okiullararası biri kompizisyon yarışmasında aldığım birincilik ödülüm Dede Korkut Masalları külliyatı olmuştu. Bana dünyayı bağşlasalar bunca çok sevinmezdim.

Yunan efsanelerini pek çoğumuz biliriz. Seve seve de okuruz. Eloğlunun efsanelerine düşkünlüğümüz var ama kendi efsanelerimizden bihaberiz.

Türk efsanelerinin ana kaynağı olan Dede Korkut'u kaçımız okuduk? Kaçımız biliriz Oğuz Kağan'ı, Tepegöz'ü, Deli Karçar'ı, Daha beşiktenken konuşmaya başlayan Er Manas'ı, Kazan beyini, onun oğlu Uruz'u, Alper Tunga'yı ve daha bir çoklarını...

Muhittin Arar'ın son iki kitabını okurken kendimi yeniden efsanelerimizin içinde buldum.

Kendini "Fırat Çocuğu" olarak tanıtan Arar, baba tarafından ilimizin Araban İlçesinden olup kendisi Halfeti'de dünyaya gelmiş.

Öğretmen Okulunu Gaziantep'te okuduğu yıllarda tanışsaydık keşke kendisiyle. Zira o yıllarda öğretmen okulunda okuyan pek çok edebiyatçı arkadaşım vardı.

Yazına çocukluğundan beri ilgi duyan Munittin Arar, ilk roman denemesini lise yıllarında gün yüzüne çıkarır. Halen Gaziantep'te yaşayan yazar aynı zamanda açılımı  İlim Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği olan İLESAM'ın Gaziantep Şube başkanıdır.

Kitaplarını keyifle akarsu gibi içtiğim arkadaşımıza, okurları bol olsun, diyorum.