necatikavlak03 @ hotmail.com

Ne güzel yazmış, söylemiş şair! “Yıllar ne çabuk geçti o günler arasından” diye!

Yolu yarılayan, tepeye tırmanan, iniş aşağı yürürken; zamanın su gibi akıp gidişini, daha çok hisseder ve yaşar.

Lafı döndürüp dolaştırıp nereye getireceğimi biliyorsunuz,  eğmeye bükmeye, evelemeye gevelemeye ne lüzum var?

Onbir ayın sultanı ramazan ayı, göz açıp kapayancıya kadar yine geldi çaldı kapımızı.

Elbette hoş geldi sefalar getirdi.

Mübarek Ramazan’a, mütedeyyin Müslüman’ın kapısı her daim sonuna kadar açık!

Samimiyetle söylemek isterim ki, gerçek inanan, dini paraya tahvil etmeyen için; ramazanın manevi derinliği ne metre, ne kulaç ne de inçle ölçülür.

Onun içindir ki, Hz Mevlana Celalettin Rumi İnsanlara:

 “Ey Tanrı kitabının örneği insanoğlu. Ey şahlık güzelliğinin aynası mutlu varlık. Her şey sensin.

 Âlemde ne varsa senden dışarı değil. Sen ne ararsan kendinde ara, çünkü her varlık sende.”

Diye seslenmiş!

Keşke, din bezirgânları da bu kutsal ayı: yeşil Dolar’a,  mor Euro’ya çevirme hesabı yapmasa!  

Makam mevki elde etmek için, basamak olarak kullanmasa keşke!

İşte o zaman Yunus Emre’nin; “Sen doğru olda; Varsın sanan eğri sansın… Lakin sakın unutma ki; Sen kendini bir şey sanmadığın sürece doğru insansın” dizeleri can bulur ramazanda.

Ramazanın ilk günü lafı çok uzatıp, başınızı ağrıtmak istemiyorum aslında.

Söylemek istediğim, kısa öz cümleler, merasim geçidi yapıyor aklımda. Lakin kırmadan dökmeden nasıl söyleyeceğim bilemiyorum.

Bilemiyorsan, söyleme dediğinizi duyar gibiyim.

Siz söyleme derken Hacı Bektaş Veli, söyle susma diye sıkıştırıyor beni.

Nasıl söylemeyeyim?

Din adına kandırıyorlar hepimizi.

Mevlana’nın, Şems’in,  Hacı Bektaş Veli’nin aksine; insanlara kendi dışında bir dünya anlatıyorlar ve bu dünyayı insan ölmeden cehenneme çeviriyorlar.

Sağa bakarsan günah, sola bakarsan yanarsın vs vs…

Hâlbuki kaç asır önce, “Hararet nardadır sacda değil, Keramet baştadır tacda değil, Her ne ararsan kendinde ara. Kudüs’te Mekke’de hacda değil” demiş Hacı Bektaşi veli.

Şimdi Âlim diye ekrana dökülenler, Mevlana’nın, Hacı Bektaşi Veli’nin, Şemsi Tebriz-in aksine: harareti sacda, kerameti tacda,  ara diyor…

Ve de buları söylerlerken, kendilerin fasulye gibi nimetten saymak için de Yunus’un aksine; isimlerinin önüne prof, murof unvanı-kariyeri ekliyorlar kendileri bir şey zannedilsin diye.

Bilmiyorlar ki ceplerinde yeşil Dolar’ları, mor Euro’ları olmasa,  hepsi sürüyle kargalarla birlikte uçacak.

Ramazan’da inanç ikliminin bereketini doyasıya yaşamak istiyorsak, Dini siyasete, ticaret, mala, mülke, makam ve mevkie alet edenlerden uzak yaşamalıyız, kendi kendimize ve de içimizde. Satırlara son noktayı küçük bir fıkra koysun! 

 Tilki'nin Orucu

Tilki ormanda gezmektedir.Bir ağacın dalında bir geyik budunun asılı olduğunu görür.Açtır ama şüphelenir, kontrol edince tuzağı anlar. Çünkü geyik budu iple bir bombaya bağlıdır. Epeyce uzağa gider ve başını kollarının üzerine koyarak yatar, biraz sonra kurt gelir, budu ve yatan tilkiyi görür.Tilkiye sorar:"Napıyorsun dostum?" 
Tilki cevap verir:"Hiiçç...Yatıyorum."
-Burda bir but var.
-Evet var.
-Neden yemedin?
Tilki sakince cevap verir;"Bugün oruçluyum."
Kurt kendinden emin:"Ben yiyeyim o zaman."
Tilki; "Buyur afiyet olsun."der.
Kurt, buta uzanır uzanmaz bir patlama ile ortalık toz duman olur. Kurt yaralı, perişan halde yatarken, tilki sakince budu yemeye başlar.
Bunu gören kurt;"Hani sen oruçluydun?" deyince tilki pişkin pişkin; "Biraz önce top patladı duymadın mı?"

Dudağınızda tebessüm  eksik olmasın isterim.