gunduzmehmet198 @ gmail.com

Bilinen bir döneme ait olup, belli insan toplumlarınca benimsenmiş olan, bireyler arası ilişkileri düzenleyen kuralların tümü ahlak adını alır. İdeal olanı ortaya koyma çabası da etik olarak adlandırılır. Ahlak felsefesinin temel argümanları içinde en önemlisi bence irade kavramıdır. İrade, Akıl ve doğal eğilimler karşısında kalan insanın doğal eğilimlere karşı özgürce karar verme yetkisidir. Ahlak ile irade arasında göz ardı edilemez bir birliktelik vardır. Ahlakın ortaya çıkışını irade belirler. Bu irade ne kadar özgür olursa o kadar ait olduğu toplumu yansıtır.

 

            Türkiye toplumu ne yazık ki kendisine ait olmayı gerçekleştirememiş bir toplum olarak tarih sahnesinde yerini almıştır. Medeni kanununu ve İcra iflas kanunu İsviçre'den, ticaret hukukunun çoğunu Fransa'dan alınması gibi milli Eğitim kanunu da ne yazık ki ihraç edilen meseleler arasında.

 

            Osmanlı devrindeki medrese anlayışını "İstenilen özellikte ve hemen hemen her yönüyle istifade edilebilecek bilgi ve tecrübelerle donatılmış; ilk merhalede ülkenin, ikinci merhalede de dünyanın ihtiyacı olan ideal insan modelini yetiştirmek" olarak anlamamız mümkündür. Bir medrese öğrencisi bir yandan  dini konularla uğraşıp uzmanlaşırken diğer yandan da bilim ile de uğraşırdı.Bu amaç uğruna da padişahlar  medreselere yatırım yaparken 1 tanecik ideal adamın çıkması için diğer 99 kişinin masraflarını göze almışlardır.

 

            Medreselerin 15.  yüzyılın sonlarına doğru bozulması ve batıda yapılan yenilikler karşısında Osmanlı devletinin yenilgiler elde etmesinin günah keçisi olarak medreseler görüldü. Yapılan bir çok reformlar bu algıyı değiştiremedi. Örneğin Medrese talebelerinin askere alınmaması değişikliği  ile Medreselerin askere gitmek istemeyenlerle dolması da medrese eğitiminin yozlaşmasında etkili olmuştur. Cumhuriyetin kurulmasıyla yukarıda bahsettiğim ithal kanunların arasına Milli olmayan bir eğitim sistemi de yerini aldı. Bu sistem halı hazırda olan toplum ile tamamen zıt olan seküler bir eğitim sistemi olmuştur. Toplumda ve mecliste uzun tartışmalara sebep olan bu değişiklikler de toplumu birleştirme yerine "mektepli" ve "medreseli" diye ayrışma yoluna götürmüştür. Nitekim dönemin Maarif Vekili Vasıf Bey Tevhidi  Tedrisat kanunun kabulünden sonra “On altı bin asker kaçağının ocağını söndürdüm. Bundan duyduğum zevk, milli mücadelenin o heyecanlı devirlerinde duyduğum en yüksek zevklerden daha büyüktür” diyerek ayrışmayı en üst perdeden dile getirmiştir.

 

            Günümüzde Türkiye’de izlenen eğitim politikalarına bakıldığında, millî eğitimin bütüncül bir sistem olarak ele alınmadığı açıktır. Sistemin unsurları üzerinde yapılan değişikliklerin, sistemin diğer unsurları üzerindeki etkisinin yeterince olumlu olmadığı görülmektedir. Örneğin, 1999 yılında üniversite giriş sisteminde yapılan değişiklikler sonucunda, meslek liseleri cazip olmaktan çıkmış, pahalı bir yatırım olan meslek liselerine kayıt yaptıran yeni öğrenci sayısı azalmış ve genel liselerdeki sınıf mevcutları kalabalıklaşmıştır. Benzer şekilde Ortaöğretimde okul türünün ön plana çıkması, ilköğretimden ortaöğretime geçiş üzerindeki baskıyı daha da artırmıştır. Görüldüğü üzere en ufak bir değişiklik tepeden tırnağa bir değişimi gerektiriyor. Gelişmiş ülkelerde okul öncesi eğitime yapılan yatırımlar kadınların işgücüne katılımı ile doğrudan ilişkilidir. Türkiye ise okul öncesi sistemini iş gücü olmayan alanlara da yaymak istenmiş bununla beraber hazırlıklı olmayan alt yapılarda sorunlar oluşmuştur.Halbuki öğretimin temeli olan bu sınıflar daha ciddiye alınmalıdır.

 

 

 

            Hem ulusal hem de uluslararası değerlendirmelerde, eğitim sistemindeki kalite problemleri sıklıkla dile getirilmektedir. Eğitimdeki kalite sorunu genellikle öğrencilerin bildiklerini uygulayamamaları olarak tanımlanmaktadır. Oysa eğitim sisteminin temel sorunu öğrencilerin sahip oldukları bilgi ve becerileri kullanamamasından ziyade, temel ahlaki değerleri elde edememesidir. Ahlaki değerler kazanım olmaktan çıkınca, Ahlakın kazınılmadan ve uygulamalarının gözlenmeden, öğrencilerin bir üst sınıfa geçmelerine izin verildi. Oysaki verilen eğitimin niteliğini arttırmak için her bir sınıf için ahlakı değerler belirlenmeli ve öğrencilerin bu standartlara erişerek bir üst sınıfa geçmeleri sağlanmalıdır.

 

            Finlandiya Eğitim Sistemi dünyaya model olmuş bir sistemdir. Bu sistemde öğrenci ilk 6 yıla kadar her hangi bir sınava maruz kalmıyor. Sınav sistemi çocukların özgürleşmesinde ne yazık ki olumsuz etki yaptığından dolayı "maruz kalma" ifadesini özellikle kullandım. Bu yıllar içerisinde öğrenci bilgiyi edinme, uygulama, erdemli davranışlar elde etme gibi özellikleri kazanıyor.

 

 

            Uzman doktorlar, Mühendisler, Hukukçular yetiştiriyoruz ama hizmet etme aşkından çok nasıl daha fazla para kazanılır mantığı ile meslek seçimleri yapılıyor. Bu nedenle ahlak ve iradenin olmadığı eğitim sistemlerinin bize hayır (iyilik) getirmeyeceği aşikardır.