necatikavlak03 @ hotmail.com

                                                          

 

 

Bu gün Medine’de 3. günümüz.  Sırada Hurma bahçeleri gezisi ve alış veriş var!

Ömrümüzde ilk defa Hurma bahçesi görecek, gezecek ve alışveriş edeceğiz.

Kadın,  erkek guruptaki arkadaşlarımızın hepsi heyecanlı, kıpır kıpır yerlerinde duramıyorlar. Sabah kahvaltısından sonra, otel lobisinde toplandık!

Medine rehberimizin gelişini bekliyoruz. Aslen Ordulu olan, uzun sakallı rehberimiz çok dakik;  söz verdiği saat 08 00’de otelin kapısında bitiverdi.

Hiç zaman kaybetmedik, Chevrolete doluştuk.

Manisa’dan birlikte yola çıktığımız gurup rehberimiz, yol boyunca bize münevver şehir Medine hakkında bilgi verdi.

Hurma Bahçesi de, şehirle iç içe koyun koyunaydı. Cheroletle yolculuk edince mesafe daha da kısaldı.

Hurma Bahçesinin kapısında Türkçe “Medine Hurma Bahçesi” diye kocaman bir levha asılı.

İlgimi çekti önce altında durdum bir resim çektirdim,  sonra sordum! Türkçe levha görmek bizim için anlamlı ve de güzel, ama bir açıklaması olmalı.

Rehberimiz güldü, cevap çok basit Türkler işletiyor. Bizi kapıda Osman karşıladı. Uzun Sakallı, orta boylu hoş sohbet bir arkadaş…

Bahçenin çalışanlarındanmış, işletmeci Türkiye’ye gitmiş. Bize önce çay ikram etti, sonra

Kasa kasa hurma çeşitlerini çıkarttı fiyatları ve özellikleri ile birlikte tanıttı.

İsteyen aldığı hurmayı kargoyla da gönderebilirmiş. Seçtik beğendik, bedelini ödedik ve kargoya vermesini rica ettik ayrıldık.

Medine’de beş gün kaldık. Her gün, bir makale değil bir roman olabilir!

Kalemim bu makaleye gerşye kalaqn  üç günü  sığdırmak istiyor.

Mekke için ayrı bir sayfa açacağım elbette. 

Medine’deki 4. Günümüzde savaş alanları gezisi ağırlıklıydı. Hendek ve Uhut savaşının cereyan ettiği yerler, Aynneyin (okçular )tepesi ve Peygamberimiz Hz Muhammed’in izlerini taşıyan “KIBLETEYN MESCİDİ” (iki kıbleli) mescit de vardı.

Hepsini objektifle cebime koydum.

Uhud dağlarını görünce dudaklarımdan yeşile hasret dağlar sözcüğü dökülüverdi.

Gerçekten, dağların bağrında ne bir ağaç, ne de bir çalı görmek imkânsız. Ağacı bir yana bırakın, kuru ot bile yok.

Acaba sır burada mı?

Topraksız dağların, taşların üzerinde kısır bulutlar geziyor. Ne hikmetse, bir damla yağmur yere düşmüyor.

İşte toprağın bile olmadığı, suya hasret dağların derinliklerinde maneviyat okyanusu dalgalanıp duruyor.

Cuma günü Medine’de son günümüzdü.

Cuma Namaz’ından önce gurubumuzla, her dilden Kuran’ın basıldığı, dünya’nın en büyük matbaasını ziyaret ettik.

Her birimize birer Kur’an-ı Kerim hediye etiler.

Kütüphanemizde paha biçilmez bir değer olarak yerini aldı.

Allah İzin Verirse, cumartesi günü İhramlarımızı giyecek, Mekke’ye doğru yola koyulacağız.

                                                          …/…