necatikavlak03 @ hotmail.com

Kurban Bayramı sonunda;  yolum iki günlüğüne Eskişeir’e düştü. Uzun  zamandan beri görmediğim, Yılmaz Büyükerşen’in mucize kentini;   iki güne ne sığarsa o  kadar gezdim, görmeye tanımaya çalıştım.

Aslında  gidişim turistik bir ziyaret değil hasta ziyaretiydi. Yeğenim Serpil bu kısa ziyareti, turistik geziye çevirmeyi başardı.

Yeğenimin rehberliğinde,  Yılmaz Büyükerşen’in  mucizesine şahitlik etmek keyifliydi!

Kent Park’a bayıldım. 

Kanalda yüzen beyaz ve siyah  kuğularla sohbet ettim.

Centinmenlik edip, parktan kopardığım karahindibağ çiçeğini; beyaz kuğuya verdim. Önce  yüzüme gülümsedi, almak için gagasını uzattı, sonra beğenmedi yüzünü ekşitti, sırtını dönüm arkasına bakmadan uzaklaştı.

Kim bilir,benden kırmızı karanfil mi bekliyordu yoksa, tomurcuk gül mü anlayamadım.

Sormama  da fırsat vermedi.

Beyaz kuğudan ayrıldıktan hemen sonra, siyah olanıyla karşılaştık! Görmüşken onada bir merhaba deyim dedim.

 Önce  elime baktı,sonra gözlerime, elimde ne  karafil ne gül göremeyince hiç pas vermeden gitti.

Beyaz ve Siyah Kuğu  yüz vermeyince, keyfim kaçtı. Köprünün üstüne çıktım; bir süre kırmızı balıkları izledim.

İnsan oğlu gerçekten Halef!

Halef ne mi dediniz?

Bu soruyu ben değil de , Amadan sonsuzluğa  16 Bedende Yaratılış’ı anlatan  Cafer İskenderoğlu cevap vermeli.

Bu kitabı okumamak büyük eksiklik. Tıpkı benim Emirdağlı olupta, Eskişehri yeni keşfetmem gibi bir şey!

Niçin mi öyle söylüyorum?

Müslümanım diye  geçinenler, gerçek  Allah’a inanlar, ben islam’ım diye böbürlenenler, Halef ve Allah’a yolculuk adındaki iki kitabı okusa; kimseye ne mürit olur ne cemaat. Ne kul olur ne köle!

Sadece Allah’ı bilir. Allah ahlakıyla ahlaklanır, kul hakkı yemez; milleti soyup soğana çevirirken, kendi itirası için kan dökmez.

Nefsini   bilir!

Kandırılmaz, kanmaz, din tüccarlarına yem olmaz. Yahudi bozuntularına makam mevki kazandırmaz.

Kalemim kan ağlıyor.

Kent Parktaki muhteşemliği gördükten sonra, Yılmaz BÜYÜKERŞEN’in ufku önünde şapka çıkartıp ayrıldım.

İstikamet odun pazarıydı.

Odunpazarındaki o  tarih kokan  güzel evler restore edilmiş! Bir kısmı turizme açılmış. Cadde ve sokaklar pırıl pırıl.

Bir de Ülkeye emeğe geçenlerin, sanatta sivrilen, eğitime kültüre, emeği geçenlerin  biraraya toplandığı Yılmaz Büyükerşen  müzesini görelim diye yürürken: karşımıza k Mal Hatun çıkmaz mı?

Kula   bir At’a,binmiş!  Uzun  saçlarını iki belik örülmüş. İki omuzundan aşağı salıvermiş. Dolu  dizgin At koşturuyor.

Şaşkınlıktan küçük dilimi yutacaktım.

Bize doğru bakınca, Osman Bey’e selem söyle diyebildim. Birde gülümseyip el salladım. O da kamçıyla bizi selemladı.

Bir aksilik olmazsa, resminide paylaşmayı deneyeceğim.

 Bu Fotografa çok dikkatli bakmalıyız.

Bize çarşaf, türban, falan filan dayatanların milli kimliğini doğru teşhis etmerk için bu çok ama pek çok önemli.

Kadın’ı insanlıktan çıkartıp cemiyetten koparmak istiyenlerin zihninin altındaki gerçeği görmek ve örnek almak istersek,  sekiz asır önce, bir imparatorluğun temelini atan beyin, At sırtındaki eşi Mal Hatun iyi örnek!

Türk kadını, ezelden beri eşiyle omuz omuza; hem savaş meydanında, hem saltanat şuurasında birlikte söz sahibi.

Şimdi dayatılan, ne din ne iman ne de islam! Bu başka bir dayatma. Kadına cariyeliği layik gören orta çağ düşüncesi. Hatta Yahudi ve amca çocukları Arap geleneği.

İyi ki Eskişehre yolum düşmüş! İyi ki de kent parkı ve Odun pazarını gezmişim. Orada bir kere daha gördüm ki Türk’e yakışan rejim, laik demokratik, CUMHURİYET!

Cumhuriyeti yıkmaya, laikliği kaldırmaya, demokrasiyi rafa kaldırmaya kimsenin gücü yetmecek.