necatikavlak03 @ hotmail.com

Bu gün, dünya’yı yönetmeye talip olan, ABD başkan aday’ı Hillary Clinton'ı kaleme alacak,  AB ve ABD’ doğan kadınlarla Anadolu’da dünyaya gelen kadınlar arasındaki talihsizliği dile getirecektim.

 Evdeki hesap çarşıya uymadı.

Dr Mustafa Altıoklar’ın “Kişilik Bozukluğu var, 46 raporu vermek lazım” teşhisi koyduğu Âdem’in Türkiye’nin gündemini değiştiren konuşması suyun akışını değiştirdi.

Başucumda, Prof. Dr. Yurdakul Yurdakul’un ATATÜRK’LE yaşanmış bilinmeyen Anılar kitabı var.

Şimdi, o kitaptan küçük bir anı ile söze girmek, sonra’da düşüncelerimi paylaşmak isterim.

Mustafa Kemal’in 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktığı, İstanbul’un işkâl altında olduğu, imparatorluğun çöktüğü, askerlerini terhis edip elinden silahını aldığı; talihsiz tarihin yaşandığı döneme aittir anlatılan anı.

Gelin yaşanan o tarihe şahitlik eden,  Burhan Cahit MORKAYA’nın ağzından Prof. Dr. Yurdakul Yurdakul’un kaleminden Atatürk’ün yanına aldığı” İLK ER”  anısını dinleyelim.

“O Samsun'a çıktığı zaman, üstü başı yırtık, postalları patlamış, silahsız bir er gördü. Yüzünün rengi bakıra dönmüş, yağları eriyip kemik ve sinir kalmış bu Türk askeri ağlıyordu.

 O'na sordu:
- Asker ağlamaz arkadaş, sen ne ağlıyorsun?
Er irkildi, başını kaldırdı. Bu sesi tanıyordu ve bu yüz ona yabancı değildi.

Hemen doğruldu ve Anafartalar'daki Komutanını çelik yay gibi selamladı.
- Söyle niçin ağlıyorsun?
İç Anadolu'nun yanık yürekli çocuğu içini çekti:
- Düşman memleketi bastı, hükümet beni terhis etti. Silahımızı elimizden aldı. Toprağıma giren düşmanı ne ile öldüreceğim? Kemal Atatürk, er'in omzuna elini koydu:
- Üzülme çocuğum, dedi. Gel benimle!
Ve Samsun deposunda giydirilip silahlandırarak yanına aldığı ilk er bu Mehmetçik oldu.”

Okuduğunuz “İlk Er” anısı,  bir temel fıkrası değil, masal da değil! Cumhuriyet tarihi yazılırken tarih yazanların ve de yazanlara tanıklık edenlerin gerçek anısı. Kitapta, bu anılar gibi daha niceleri var.

Düşünüyorum da azıcık mürekkep yalayan, okuma yazması olan,  1. Dünya savaşını bilen biri nasıl olurda “1920’de Sevr’i gösterdiler, 1923’te bizi Lozan’a ikna ettiler” diyebilir?

Bunun bir tek açıklaması var! Ya eline hiç tarih kitabı alıp okumamıştır ya da Atatürk düşmanı fesli danışman Kadir Mısıroğlu’nun oyununa gelmiş ve kandırılmıştır.

Demem o ki Asrın dünya liderini zaten önüne gelen kandırıyor.  Kandırılmayla ilgili Ekşisözlük sıralı kandıranlar listesi yapmış.

Listede kimler yok ki?

Papa’dan tutun da, Banker Bilo’ya- Hakan Şükür’e, Dengir Mir Mehmet Fırat’a, Zekeriya Öz’e,  Dilinden Allah kelimesi düşmeyen Gülen’e kadar say say bitmiyor.

Terör örgütleri (PKK’- FETÖ)’ye önüne gelenin kandırdığı kendi beyanıyla sabit.

Devletlere girmeye  “Esat- ABD, AB” vs. “  değinmeye hiç gerek yok! Bu sefer kim kandırdı diye merak etmeye de hiç gerek yok.

Nasıl olsa yakında kokusu çıkar.

Bir insan okuduğu okulda, yaşadığı hayatta eline hiç tarih kitabı almasa bile Bu günkü Misakı Milli sınırlarımıza baksa,İstiklal Marşımızı  dinlese İstiklal savaşının önemini ve içinde yaşanan ağır şartları görür.

Onun içindir ki İstiklal Marşının yazarı Mehmet Âkif Ersoy “Allah Bu Millet Bir Daha İstiklal Marşı Yazdırmasın” demiştir.

Söylenecek çok şey var. Lakin lafı daha çok uzatmanın kimseye yararı yok! 

Gelin bu yazıya son nokta’yı,  Hürriyet Gazetesi Köşe Yazarı Ertuğrul Özkök’ün 29 Eylül tarihli köşeyazı başlığı ile koyalım.

Özkök  “ Lozan Son Osmanlı’nın Yabancılara verdiği vatanı, İlk Cumhuriyetçilerin tekrar “Türk Yurdu” haline getirmesidir. O yüzden Osmanlıcılar için hezimettir. Cumhuriyetçiler için ise zafer…” diyor.  

Bu tanım ve tespitten daha iyisi Şam’da Kayısı!

Küçük Bir Not:

Ahmet Hakan’da Dış Güçlerin Lozan için ne dediğini kaleme almış, Lozan Hezimet diye fetva veren muhtereminde Lozan Antlaşması’nın yıl dönümünde yayınladığı mesajı Yorumsuz vermiş.  Çelişkiyi görmek isteyen okumalı.

 

.