necatikavlak03 @ hotmail.com

Bu yazıyı bir fotoğraf makinesinden çıkan siyah beyaz resim veya bir kameranın çektiği montajsız film olarak bakmalı ve görmeliyiz.

Bu millet ne çektiyse yalakalıktan, yağcılıktan ve onları besleyen; iktidar sahiplerinin körlüğünden çekti. Herkes bilir ki, tarafsız gerçek bir eleştiri, samimi devlet adamı için bir ışık, bir pusula ve de kutup yıldızıdır.

Kutup yıldızına bakan yolunu kaybetmez! Karalığa  rağmen, istikametini korur ve hedefine doğru yürür.

Öyleyse bizim gemi neden; pupa yelken, kayalıklara doğru hızla yol alıyor?

İşte dümeni elinde bulunduranlar bu basit soruyu kendi kendine sormalı ve cevabını aynada kendi yüzüne bakarak vermeli.

Bizim bir atasözümüz  “Kılavuzu Karga Olanın Burnu xoktan “ kurtulmaz der! İktidar nimetleriyle beslenen kargalar, gerçekleri söyleyemez.

Sadece hoşa gidecek cümle kurar, haklı olup olmadığına bakmaz! Önüne atılan yulaflara, mısırlara, buğdaylara bakar.

Yeşil Dolara, mor Eruoya tapar.

İşte Türkiye sırf bu yüzden beka sorunu yaşıyor.

 Elbette emperyalist güçlerin, öteden beri Türkiye üzerinde hayalleri, beslediği kötü emelleri var.

Tarih boyunca bu emellerini gerçekleştirmeye çalıştı. Bundan sonrada hiç kuşkusuz çalışacak.

Öyleyse Türk Milleti kendi başına seçtiği kişileri iyi seçmek zorunda.

Atatürk yıllar önce; “Efendiler, sırası gelmişken, aziz milletime şunu tavsiye ederim ki, bağrında yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki öz cevheri çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an geri kalmasın!"deme ihtiyacı duymuş…

Bu söz elbette boş yere durup dururken aklına estiği için söylenmiş basit bir söz olarak algılanamaz.

Bu uyarı bile Mustafa Kemal’in bu günleri görüp okuduğunun işareti olarak, değerlendirilmesi gerekmez mi?

Bunları durup dururken kaleme almadığımı ya da neden yazdığımı bu kalemi takip eden okuyan herkes iyi biliyor.

Şimdi içeriği biraz daha açmalı, dobra dobra düşüncelerimi ortaya dökmeliyim.

Farkındaysanız yakın coğrafyamızda yıllar önce düzenlenen santraç turnuvası devam ediyor.

Bu tarihi, istersen asırlar öncesine götürür, istersen yakın tarihe,  Irak'ın işgaline, Arap baharı esintisine ve BOP eş başkanlığı böbürlenmesine kadar yakına çekebiliriz.

Oyun, o günden bu güne piyon, fil, at kale hamleleriyle idare edildi. Şimdi Vezir ve Şah'ın hamlesi söz konusu.

ABD başkanı Donald Trump’un Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımasını açıklaması; Şah mata doğru vezirle yapılan hamlelerden biri ve en önemlisi!

Trump bu hamleyi yaparken; amiyane tabirle bu bölgede devlet yöneten iktidar sahiplerini hiç kazımadığını ciddiye almadığını açıkça ortaya koymuş olmuyor mu?

Bu demek oluyor ki, Türkiye başta olmak üzere bu coğrafyada egemenliğini sürdüren devletleri yönetenlerin ABD nazarında hiçbir esması yok.

Demek ki, bir Devletin başındaki siyasetçiyi, kendi beslediği kargaların dünya lideri ilan etmesiyle; siyasetçi dünya lideri olmuyormuş…

Hatta “Ey Trump! Sen ne yapmak istiyorsun”? Sorusu da karşılık bulmaz,kimse tarafından duymaz,  hatta cevap verilmeye bile değer bulunmayabiliyormuş. 

Neden mi? 

Askerinin başına çuval geçirenlere, hesap soramayanın, bir ajan için nota verenlerin düşeceği en alt seviye kazınmamak, hatta ciddiye alınmamakla  ödüllendirilmek diye düşünülebilinir.

Yetim hakkıyla alınan lüks jetle Nasrettin Hoca’nın çıra yüklü karakaçanı gibi seğirtmekle de dünya lideri olunmadığı gözler önünde.

Şimdi şapkamızı dizimizin üstüne koyalım, kendi kendimize düşünelim. ABD Başkanı Trump’un söz dinlemesi için ya da amiyane tabirle kazıması için bölge liderleri nasıl olmalıydı?

-          İlk önce samimi ve dürüst olmalı.

-          Sözüne  sadık ve güvenilir olmalı

-          Ahlaklı olmalı.

-           Kul hakkı yememeli

-          Rüşvet  almamalı alanı korumamalı.

-           Ne konuştuğunu bilmeli, ağzından çıkanı kulakları duymalı

-          Verdiği söze sadık kalmalı.

-          Yeri geldiğinde yumruğunu masaya vurabilmeli ve vurunca masayı devirmeli

-          Masa devrilince geri dönüp oturmamalı.

-          Hukuka saygılı olmalı

-           Adalete  inanmalı.

-           Laik  cumhuriyete  sahip çıkmalı.

-           Demokrasiyi  içine sindirmeli.

-          Kendi vatandaşını ötelememeli, siyaset uğruna bölmemeli.

-          Vatanın birliği milletin bölünmez bütünlüğü için çırpınmalı, en önemlisi de demokrasinin olmazsa olmazı muhalefete tahammül edilmesi gereğinin bilincinde olunmalı vs vs…

Maddeler halinde yazdığım basit özelliklere, okuyanlarda aklından geçen; örf, adet, gelenek ve göreneklerimize uygun ilave eder, ekleyebilir.

Bu ve bunun ötesinde daha çok özelliğe sahip olan devlet adamını, bir başka devletin başındaki her kim olursa olsun asla yok sayamaz.

Ben sizi yok sayıyorum, kazımıyorum demez, demek haddine de düşmez.

Culuk gibi kabararak saygın devlet adamı olunur mu? Her kabaranı  lider  kabul etselerdi, Dünyayı Hindiler yönetmez miydi?