ismailaybey45 @ gmail.com

Havalar soğudu, gündüzler kısaldı, geceler uzadı. Uzun kış gecelerinde, işten eve gidip yorgunluğumu atmak üzere kanepeye uzandım. Bir elimde de televizyon kumandası… “Bu saatte ekranlarda ne olabilir, haberler daha başlamamıştır.” diyerek zapping yaparken gözüm bir evlilik programına takıldı.

Evlilik programında Ali Haydar diye bir genç var. Bu genç yirmidört yıldır öldü sandığı babasının yaşadığını öğreniyor ve babasını televizyon programı sayesinde bulup delikanlıyla görüştürüyorlar. Bu olaylardan sonra Ali Haydar’ın gündemde tutulmasıyla talipleri de artıyor.

Büşra diye bir kız talip oluyor bizim Ali Haydar’a. Televizyonda görmüş, beğenmiş hatta aşık olmuş. Görmeye geliyor. Hatta kendi tabiriyle “almaya” geliyor.

Büşra’nın kendisi görülmeden sesi duyuluyor:

Merhaba, kirpiklerine ömrümü adadığım adam merhaba Merhaba gözlerine ömrümü adadığım adam merhaba Çok sevdim seni bağlandım aşkına merhaba Güzel yürekli koca adam merhaba Gözlerin vardı bakmaya kıyamadığım Sözlerini kattım içime, doğdun sen güneş gibi yüreğime Ey adam, gözlerin var gözlerine katmak istediğim… Her sabah kirpik uçlarına kadar saymak istediğim adam merhaba..

Daha önceden hiç tanışmamış, görüşmemiş, sadece TV’de görmüş ve aşık olup gelmiş. Hem de ne aşk? Uğruna şiirler yazılacak, coşkuyla okunacak kadar dokunaklı bir aşk… Büşra, “Seni almaya geldim Ali’m” diyor. O derece bir sevda.

İçimden Ali Haydar, dedim, acaba ömründe kaç kişi şiir yazdı, şiir okudu sana? Bizim Ali Haydar’ın önce nutku tutuluyor. Locadakilerden gelen yorumlar olumlu. Kız da güzel kız hani, gideri var. Galiba dedim, büyük bir aşk doğuyor.

Ali Haydar paravan açılınca birkaç kelamdan sonra direkt çay içmeye davet ediyor kızı. Sonrasında görüşüyorlar, konuşuyorlar. Herkes Ali Haydar’ın vereceği cevaba kilitleniyor. “Bir şey hissedemedim.” deyip olumsuz cevap veriyor Ali Haydar.

Buraya kadar normal aslında. Hani benim eleştirdiğim bunca şiire, ilgiye karşı niçin hayır dediği değil. Beni hayal kırıklığına uğratan olay başka. Neden mi? Sonraki günlerde yine TV’yi açtığımda bir de ne göreyim?

Bizim Büşra locaya (talibini bekleyen evlilik adaylarının beklediği salon) geçmiş, yaka kartını takmış, başka talipler bekliyor. Şok oldum, yıkıldım, üzüldüm. Görme imkanım olsa soracaktım: Sen oraya Ali Haydar için mi gittin, evlenmek için mi?

Şimdi ne olacak uğruna yazılan, coşkuyla canlı yayınlarda okunan şiirler? Kirpiklerine ömrünü adadığın adam nerede kaldı?

Ya her sabah kirpik uçlarına kadar saymak istediğin adam? Yoksa hepsi şov muydu bunların? Kendini göstermek için mi çıktın yoksa oraya? Evet sevgili okurlarım, Büşra’yı locada görünce şok oldum.

Ben, buzdolabını hevesle açıp dondurma kutusu içinde sarma görünce dış görünüşe önem vermekten vazgeçmiştim en son. Şimdi de Büşra’yı görünce vazgeçtim.

Sağlıcakla kalın.

İsmail AYBEY