gunduzmehmet198 @ gmail.com

“(Resûlüm!) Sen, Rabbinin yoluna, hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde tartış, mücadele et! Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilindir ve O, hidayete erenleri de çok iyi bilir.”                             ( NAHL SURESİ 125) 

            Son zamanlarda ortaya çıkan terör ve şiddet eylemlerini, özellikle İslam içerikli veya İslam'a dayalı olduğunu vurgulayan özel bir kitle var. Bu kitlenin amacı bütün dünya coğrafyasında etkinliğini arttırmayı düşündükleri bu İslami söylemli terör kavramını yaymaktır. Bu çabalama Türkiye’de de etkisini göstermeye başlamış ve Müslümanları adeta hedef haline getirmiştir.

            Kendi kökünden de anlaşılabileceği gibi sulh, sükûn, huzur, doğruluk, güven, sağlık, esenlik anlamlarına gelen İslam ve terörizmi yan yana getirmek kesinlikle art niyetli bir yaklaşımdır.Nasıl olurda bu güzel ve hayra yönelik anlamları kendisine isim olarak seçen bir din, baskıyı, korkutarak yıldırmayı, şiddet ve cinayeti kendisine metot olarak seçer?

            Dini anlamak ve yaymak için nebevi hareket metodu gayet açıktır. Ama siz kalkıp da 'Sadece silahla bu din yayılır.' derseniz ancak İslâm’ın evrensel mesajını çarpıtmış olursunuz. İslâm’ı bu şekilde anlamak ise, her türlü terör batağından daha tehlikelidir. Çünkü, bu batağa saplananlar yaptıkları eylemleri din için, Allah’ın rızasını kazanmak  için yaptıklarına inanmaktadırlar.     

             Oysaki temel anlamda terör, insanları korkutup, boyun eğmeye zorlayarak bir gücü, bir egemenliği zorla kabul ettirmek amacına hizmet eder. Ama görüyoruz ki bu dinin asıl uygulayıcısı olan Nebi Aleyhiselam Mekke'yi fethederken kesinlikle eman verilmeyecekleri dahi affetmiştir. O halde  ortada dolaşan  iğrenç durumlar dinin özünden değil, kötü niyetli kişilerin dini bilmeyen cahil dindarları kendi heva ve istekleri doğrultusunda kullanmalarından kaynaklanıyor.

            İslâm âlemlere rahmet olarak gönderilen bir dinin adıdır. İslâm’ın tebliğ ve dâvet metodu yumuşaklık, güzel öğüt ve güzel sözle yaklaşımdır. O vakit terörle İslâm’ın yan yana getirilerek “İslâm terörü” şeklinde kullanılması, belki de İslâm dinine yapılabilecek en büyük kötülüktür.

            Hz  Muhammed Aleyhiselam, bırakın bir Müslüman’ın kanını akıtmayı, savaş esnasında bile Müslümanlarla savaşmayan gayri müslim çocukların, kadınların, yaşlıların, yalnızca ibadetleriyle meşgul din adamlarının öldürülmesini dahi yasaklamıştır. Çünkü İslam'ın gayesi, fert ve toplumu bozup imha etmek değil, aksine fert ve toplumu maddî ve manevî açıdan fıtratına uygun düzeye ulaştırıp ihya etmektir. Keşke bu amaç diğer beşeri dinlerde de olsa. Maalesef onlarda aksine hedefe giden her yol mubahtır.

            İslâm, insanın bizzat kendisinin bir değer olduğunu her defasında ortaya koyar. Bu nedenle direk insana hitap eden nice ayetler vardır. Bu hitaplarda amaç; İnsanın var oluş gayesini, kendisini ve yaratanını bilmesi, eşyanın hikmetini kavraması ve bu doğrultuda da mükemmelleşmesidir.

            Ancak bir insanı öldürmeyi, bütün insanlığı öldürmek kadar günah sayan yüce Allah, fitneyi de adam öldürmekten daha büyük bir günah saymıştır. Burada bahsedilen fitne; savaş, anarşi; din ve vicdan hürriyetine karşı baskıdır. Öyleyse anarşi ve terör, İslâm dini nazarında adam öldürmekten daha büyük suçtur.

            İslam ile terörü yan yana getirmeye uğraşan batılı devletlerin hepsi orta çağ karanlığı gibi bir geçmişe sahipler. O çağda İslam medeniyeti ise ilim ve irfan ile meşguldü. Şayet sözde gelişmiş ülkelerin gerçek amacı terörü bitirmek ise bunu güvenlik önlemlerini artırmak ile halletmeleri mümkün değildir. Kalıcı bir zafere, ancak İslâm dininin itikadî ve amelî- pratik disiplinlerini tüm berraklığıyla bütün insanlığa öğretmekle ulaşılabilinir.