elifeksizorer53 @ gmail.com

Kelimelerin dilini bilir misiniz? O muhteşem hislerle süslü elbiselerini giyerek, tüm renklerin ellerinden tutup, yürekten kaleme dökülen bir şölenin tercümanı olurlar cümle cümle…

Acısıyla, tatlısıyla, tuzlusuyla, kendine has hislerin birbirinden farklı çeşnilerinin var olduğu bir gönül yemeği olur da, ikram edilir okuyana… Kimine göre anonim bir lezzet, kimine göre yöresel… Kiminin ilk kez tattığı, kimine aşina…

İş yalnızca sözcüklerde bitmez elbette, bir ekip çalışması olur da, yarenlik eden noktalama işaretleriyle tamamlanır cümleler… Şiir olur, deneme olur, makale olur adı, gönüllere taht olur…

Her şey bir paragrafla başlar önce, büyük harfle başlamak adettendir, kelimeler hislerin aynası olur ve tanıştırır yazıyı. Konuşma çizgisiyle birlikte, bir ses gelir uzaklardan; kâh sorular sorulur heyecanla, kâh kötü haber verilir birbiri ardına dizili ünlemlerle… Bir annenin evladına sesi olur, uyanmanın en şefkatle sarılı “Günaydın”ı olur bazen bir çizgi…

Her harf bir ses olur yazıya, bazen ünlü harflerle ağlaşırken, bazen ünsüzlerle sessizliğe bürünürüz. Virgüller yoldaşı olur kelimelerin ve uzar gider satırlar, bol virgüllü cümleleriyle.”Seviyorum” demenin bir dehasına köprü olur bir virgül, nokta görevini unutmak istercesine gizlenir gönül penceresine, virgüllere tutulu his cümbüşünü seyre dalar… Bu nedenle en vefalı dostu olur, kıymete sebep kıymetli virgüllerimiz. Özlemin, neşenin, heyecanın, anlatmaya doyulmaz bir sürü hissin sağ kolu olur, duygulara ev sahipli yapan cümlelerde.

Cümleler;bazen devrik olur;düşündürür,bazen yüklemine uzun yollar çizen ifadelerle yüzleri güldürür.En sert hissi olur yüreğin;tek kelimelik,üç noktalı cümleleri.Söyleyeni net,söylenen net…

Sonra derin bir sükûnet içinde, noktanın ardından gülümser, büyük harfle başlayan o saygın kelimeler. Öyle ya; belki de sırf o hislere hürmeten, uzamaya cesaret edemez sözcükler. Hatta öyle hisleri davet eder ki bazı noktalar; tırnak içine alır da cilalar, övgüyle, kıymetle sunar kelimelerini, o tırnak kapanır ve gözdesi olur yazının, sıkıca tuttuğu cümleyle.

Ah benim parantez içinde ki detaylı, açıklamalı hislerim… Çırpınır durur, parantez arasında ifade etmeye çalışırken kendini. Sesini duyabilen olur mu olur belki. Bir de üst üste gelen, çokbilmiş noktaları ile”bak peşinen söyleyeyim, fikrim sabit, son sözüm budur” der ve tek noktayla kapar parantezini. Bazen virgülle esner yine, noktalı virgüle dönüp yumuşatır, rica edercesine kısar sesini. Öyle ya; sesini duyurmak için, bazen kısmak gerekli.

Kendisini anlamayana kızar ünlemler; uzun uzun sitemli sözlerle, belli eder rengini… Veya kırılır, tek heceli, bir kelimen hüznü olur. Dikkate anmayan ünlemli cümleler, tırnak içerisinde de olsa, unutulur gider, değerini kaybeder. Sonra ne mi olur; satır başına geçilir yine, büyük büyük harflerle, sineye çekilmiş nefeslerin, yürekte bıraktığı kırıntıları devam eder dökülmeye, anlam veremediğimiz cümlelere şapka olur soru işaretleri. Sorulara cevap olabilen cümleler, koyu harflerle belli eder kendini, el kaldırır gibi. Cevap alamadıklarımız; ister anla, ister anlama diyen bir gururla, üç noktaya emanet eder sessizliğini… Ya noktalarla cezm olur kala kalırsın, ya da boşlukları kendin tamamlarsın…

Noktalama işaretleri unutulmuş cümleler; solunumunu yapamaz, nefes alamaz, vurgulayamaz hüznü, kederi… Neşeli gülücüklerini hissettirmez mutlu cümlelerin. Yutkunamadıklarımızın düğümü olur, takılır kalır boğazımıza… Bu sebeple; bir yüklemin gölgesi, bir öznenin güneşi olabilmek, noktalama işaretlerinin dilini bilmekten geçer.