necatikavlak03 @ hotmail.com

Mütevazı olmanın sırası mı? Birileri cumhuriyeti idam sehpasına çıkartmış,  boynuna yağlı urganı takmış; kadim millete ayağının altındaki iskemleye sen  tekmeyi vur diyor!

Vur ki; Mustafa Kemal’in tırnaklarıyla temelini kazdığı, kurucu meclisle  omuz omuza  inşa ettiği ve İlelebet payidar kalacak dediği: çağdaş, laik cumhuriyet yıkılsın!

Bu gün cumhuriyete yapılan bu kötülüğü,  dini eğri gâvur bile   yapmaz! Milletten bunu isteyen  Müslüman da olmaz. Olsa olsa yedi düvelden geriye kalanlar diye tanımlanabilir.

Makaleye başlarken mütevazı olmanın sırası mı diye başlamıştım söze!

Neden biliyor musunuz?

Cumhuriyet yaşasın, ilelebet payidar olsun diye; kampanya yürüten vatanseverler: ağız birliği etmiş, biz Tayyip'e karşı değiliz diyor da ondan!

Hadi oradan, diyeceğim de;  iktidar tabanında ki  cumhuriyete sahip çıkacak, aklı selim seçmeni incitmekten endişe ettim.. 

Elbette mütevazı olanların  kaygılarını da  anlıyorum. 

Lakin bazıları, mütevazılıği  korkaklık, teslimiyetçilik olarak da algılayabiliyor, kendilerine pay çıkartıyorlar.

Hâlbuki  güneş gibidir gerçek.  Ortaya  çıktığı anda, gökyüzündeki yıldız silinir;  karanlık yok olmaya mahkûmdur.

16 Nisan’da milletin önüne bir sandık konacak.  Ve gel kendi istikbalini kendin belirle denecek!

İsteyen laik demokratik bir Türkiye diyecek,  istemeyen de Teokratik bir rejimi karpuz seçer gibi seçip alacak!

İyi güzel de: 18 maddelik değişikliği kabul edersek, başımıza firavun olmak isteyen Ademin siciline hiç göz attık mı?

İşte üzerinde durulması gereken esas mesele ve konu bu!

İsterseniz gelin çocukluğumuza geri dönelim.  Topaç oynadığımız yılları hatırlayalım. 

 

Çocukken oynadığınız topacı kamçıla çevirdiğiniz gibi dünyayı kamçılayalım, geriye döndürelim veya saralım.  

Ya da zamanı, zaman makinesine yükleyip, filmi geriye sararak bir kere daha izleyelim.

Hep birlikte göreceğiz ki, izlediğiniz film de artılardan çok eksi, iyiden çok kötü resim düşecek beyaz perdeye!

Nasıl mı?

İktidarın 15 yılık icraatına, küçük çocuklar hariç yetişkin olan herkes yakından şahit. Beyni yıkanmayan, körü körüne biat etmeyen herkes biliyor ki; akçalı yatırımlar dışında siyasi iktidar hem iç politikada, hem dış politikada kelimenin gerçek anlamıyla çuvallamıştır.

Başarılı göründüğü bayındırlık hizmetleriyse tamamen ranta dönüktür.

Hem bal tutmuşlar hem de bal tutan parmaklarını yalamamış, adeta parmaklarıyla birlikte yutmuş; üstüne üstlük ulu orta milletin gözlerinin içine bakarak da bu milletin xxxna koyacağız diyecek kadar küstahlaştılar.

Herkesin yakından bildiği senaristi olmadan doğaçlama oynan bir tiyatro ile ilgili Gazeteci yazar Saygı Öztürk 31 Mart 2017 tarihin de bir makaleye kaleme aldı.

Öztürk; özetle diyor ki  “ 2012/ 120663 tarih ve sayısı kamuoyunun  “17 Aralık” olarak bildiği rüşvet, yolsuzluk, kar para suçlamalarının yer aldığı, üç bakanın, çocuklarının içinde bulunduğu soruşturma dosyasının numarasıdır”

Ve bu soruşturma dosyası, “Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Celal Kara’dan alındıktan sonra 2014/69582 sayıyla, sanıklar hakkında “kovuşturmaya yer olmadığı-na”  ilişkin karar verildi”

Birkaç gün önce; Amerika Birleşik Devletlerinde Tutuklanan, Halk Bank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla,  Hakkında takipsizlik kararı verilen dosyanın 25. Şüphelisinden biriydi.”

Saygı Öztürk’ün makalesini, Nasrettin Hoca misali gagasını bacaklarını kestim,  bir kuşa benzeterek; özetledim.

Makalenin tamamını merak edip okumayı arzu eden,  Öztürk’ün köşesini ziyaret edebilir.

 İçinde yaşadığımız tarihin her birimiz ayrı ayrı canlı şahidiyiz. Sıradan tanıkların dışında, birde araştırıp belge toplayarak, tarihe not düşmek isteyen tarihçi ve köşe yazarlarımız da var.

Öztürk’ün makalesini okurken,  Soner Yalçın'ın  “Kayıp Sicil” Erdoğan'ın Çalınan Dosyası” kitabı geldi aklıma.

Yalçın'ın Kayıp sicil kitabını okuduğumda, kendi kendime Türkiye kimlerin eline kalmış demekten kendimi alamamıştım.

Soner Yalçın'ın  “Kayıp Sicil” kitabında çok çarpıcı mahkeme dosyalarından: dosya tarih ve hazırlık sayılarını vererek adli tarihe küçük notlar düşmüş.

Yalçın'ın  “kayıp sicil” kitabında yazılan yolsuzluk dosyaları, dosyanın kime ait olduğunu, hangi dosyanın hazırlık soruşturmasın hangi C. Savcısı yaptı dava açtı mı takipsizlik mi verdi sorularına cevap vermemi beklemeyeceğinizi biliyorum.

Dava Açılan dosyalara bakan mahkeme ve hâkimleri de sormazsınız.

 Yalçın olayları öyle incelemiş ki; hazırlık soruşturması yapan, takipsizlik kararı veren,  duruşmaya çıkan berat kararı veren kamu görevlileri, uçmuş!  Kimi kariyerinin zirvesi ile ödüllenmiş, kimileri de kadim millete vekil bile olmuş.

Onun için diyorum ki, mütevazı olmaya gerek yok.

Türkiye’yi kime teslim ettiğimizi bilmek zorundayız.  Seksen milyon Türk millet için: Türkiye’den başka Türkiye Yok! 

Atatürk yaklaşık 80 yıl önce ; “Baylar sırası gelmişken, saygıdeğer ulusuma şunu öğütlerim ki; bağrında yetiştirerek başının üstüne değin çıkaracağı adamların kanındaki, bulucundaki “vicdanındaki” öz mayayı çok iyi incelemeye ilgi göstermekten biran geri kalmasın!” bizi uyarmış. (Kaynak Nutuk S.404)

 Günler su gibi akıp gidiyor; 16 Nisan'ın ucu göründü bile,  Atatürk’ün lafı üzerine söz söylemek kimin ne haddine?