gunenc27 @ gmail.com

Diyelim ki, bir yerli turistsiniz.

Güzelim yurdunuzun güzelim kentlerini görmek, tanımak istiyorsunuz.

Bu amaçla geçirdiniz ayağınıza demir çarığı, aldınız elinize çelik asayı çıktınız yola. Az gittiniz, uz gittiniz, altı ay bir güz gittiniz, geldiniz bir kente.

Kentin caddelerine, sokaklarına bakıp buranın neresi olduğunu anlamaya çalışıyorsunuz. Bunu anlayabilmek için çok çaba göstermeniz gerekmez.

Eğer o kentin bulvarlarını, caddelerini elma ağaçları süslüyorsa, bilin ki Amasya'dasınız. Elma ağaçlarından sarkan kırmızı elmalar size "Gel gel!.." ediyorsa bilin ki "sürgün şehzadeler" kentindesiniz.

Eğer o kentin bulvarlarını, caddelerini narenciye ağaçları süslüyorsa, ağaçlardan portakal, limon, mandalina ve en çok da turunç meyveleri sallanarak size gülümseyip duruyorsa, bilin ki Mersin'desiniz.

Birkaç yıl Mersinli olmuşluğum var. Bu güzelimi kenti gezerken, narenciye türü ağaçlarla süslü bulvarları, caddeleri gördükçe içim kanardı. Kendi kentimi Gaziantep'imi anımsardım.

Bunca belediye başkanı geldi geçti, hiç biri de Gaziantep bulvarlarını, caddelerini fıstık ağaçlarıyla süslemeyi düşünmedi.

Düşünmezler. Düşünmek bile istemezler. Çanka gerekçeleri var:

"Eğer bulvarlara, caddelere fıstık ağaçları dikersek, bu ağaçlar meyve verdiğinde haylaz çoluk-çocuğun elinden kurtulamaz ağaçlardan sarkan ürünhler. Yağmalar haytalar bunları."

Demezler ki:

"Amaaan canım, o haylaz , hayta çocukların talan ettiği de fıstıklar olsun. Ömrünce para verip fıstık alamayan yavrular, fıstığın tadını bile bilmeyen sabiler, varsın bulvarlarımızı caddelerimizi süsleyen fıstık ağaçlarının ürününü tatsınlar.  

Hem canım caddelerimizi, bulvarlarımızı halihazırda dut ağaçları süslemiyor mu?

Bir zamanlar ipekçiliğin başkenti olan Gaziantep'te dut ağacının bolluğunu garipseyecek ne var...

Gel gör ki, acımasız, vicdansız, ağaç düşmanı, üretim düşmanı başkanlar, eski yıllarımızda bu kentteki var olan Dutluk adındaki mesire yerimizi süsleyen binlerce dut ağacını kökünden kesip attılar.

Artık bu kentin ne Dutluğu var ne de ipek böcekçiliği... Dolayısıyla ne de ipekçiliği var artık bu kentin. Nasıl alsa Sam Amca her şeyi üretip bize satıyor. Bizim zahmet edip de üretmemize ne gerek var canım(!)

Kala kala sadece bulvarlarını, caddelerini süsleyen dut ağaçları kaldı. Buralardan rant elde edilemeyeceği için dokunulmazlık sahibi oldu böylece bulvarlarımızdaki dut ağaçları.

Ne oluyor şimdi?

Zamanı gelince meyve vermiyor mu dut ağaçları? Veriyor elbette. Dutlar, dokunanı olmadığı için yerlere dökülüp caddeleri kirletmekten başka bir işe yaramıyor? Bana kalırsa varsın kirletsinler. Hiç olmazsa bunların köküne balta vurulmasın.

Sonuç ne?

Sonuç şu:

Değil mi ki bu kentin bulvarlarını, caddelerini dut ağaçları süsleyebiliyor, öyleyse fıstık ağaçları da süsleyebilir.

Ne kadar güzel olurdu değil mi, zamanı geldiğinde ürün verince kırmızı kabuklu fıstıkların yoksul çocuklara "Ge gel, " eylemesi, "Gel beni ye!" demesi...

Canım belediye bakanlarım(!) Bunlar sadece ağaç düşmanı değil, aynı zamanda yoksul düşmanı. Hem de kendilerini oy veren yoksuların düşmanı. Çocuklarının bir avuç fıstığı tatmasını kendilerine çok gören halk düşmanları bunlar.