gunduzmehmet198 @ gmail.com

                 İlim, sözlükte Kâinatta meydana gelen olayların sebep, oluş, sonuç ve açısından ak­lın ölçüleri çerçevesinde, tahsil ve tecrübe / deneme ile edinilen doğru malûmata deniliyor. Buradan da anlaşılacağı üzere maddeci bir bakış açısından ziyade kainatta meydana gelen her hareketin sebepleri tefekkür edilmelidir. Yani ilim bizi bir müsebbibe  götürüyorsa asıl ilim odur. Rabbimizin esmasında  El- İlim sıfatının olması da  ilmin ehemmiyetini ortaya koymaktadır.

                Materyalist zihinlerin eline düştüğünden beri ilim ve alim vasıfları neredeyse yaratıcıdan uzak bir şekilde etüt edilmesi gereken kavramlar haline geldi. Allah lafzı ile neredeyse hiç bir kanıt sunulamaz hale geldi. İspatların putlaştırıldığı mekanlarda, aklı gözüne inmiş nice bilim adamları türedi.Bunlara gözün görmediği ve var olduğuna bütün insanlığın şahitlik edebileceği nice örnekler sunulmasına rağmen gören gözün aslında kör de olabileceğini Kuran hakikati bir kez daha mucize olarak ilgimize sunuyor.

                Geçmişte bir çok teknolojik aletin olmadığı dönemlerde Astronomi, Matematik, Fizik ve diğer alanında bir çok buluşların yapıldığını hayretle öğrenmekteyiz. Peki insanlığı bu meraka ve heyecana sevk eden etkenler nelerdi? Günümüzde bu tür çabalamaların olmayışı sanırım ilim adamının olmayışı ve buna bağlı olarak ilme karşı bir heyecanın duyulmamasıdır.

                Geçmişe baktığımızda yaşayış ve kavrayışı ile örnek olabilmiş bir çok önemli şahsiyeti görebiliyoruz. Bu insanların bir çoğu ilim yolunda ne çileler çektiklerini hayatlarının sonlarına doğru yazdıkları kitaplardan anlıyoruz. Mesela hocasından ders dinlerken kalemi biten bir zatın o dönemin parası ile "Bana bir kalem verene şu kadar para ile satın alacağım" dediği ve dersten sonra kendisine çıkışan arkadaşlarına o dersin her şeyden önemli olduğunu söylemesi. Veya ilim yolculuğuna çıkmaları. Azık olarak yanlarında çoğu kez kalem ve kağıt aldıkları olmuştur. Alanında uzman olan alimlere diyarlardan diyarlara bir çok talebenin geldiğini tarih kitapları bize naklediyor.

                Bu insanları dağları , tepeleri aşmaya sevk eden ve bu seyahatlerinde sadece Allah'tan korkmaları dışında hiç bir şeyden korkmamaları ancak ilme duyulan iştiyak ve heyecan idi. Dikkat ederseniz ilme seyahatler yapılırdı. ilmi ayaklarına getirmezlerdi. İlim sevdalılarının ortak sloganı "ilim getirilmez, ilme gidilir." idi.

                Günümüzde ders ücreti almadan derse girmeyen hocalardan tutun da kendisine parayla hoca tutup ayağına kadar getirten talebeye kadar her yönü ile ilmin vizyonunu kaybettik. ilim sırf Allah rızasını gözeterek ve sadece O'na karşı hesap verme şuuru ile hareket edilmesi gereken bir olgu iken, 21. yüzyıl insanları olarak tamamıyla çıkarlara bağlı bir ilim tahsili ile yoğruluyoruz. Bu nedenle de  ne okuyandan bir hayır çıkıyor ne de okutandan bir hayır çıkıyor. Çevremizde ahlakını, ilme iştiyakını, ve de  eğitici yönlerini çocuklarımıza gösterebilecek insanlar yok denilecek kadar azdır.

                Hakkı ile ilim tahsil etmiş ve de okuduğu ilmi yaşayarak talebelerine veren müderrislerin sayısını çoğaltmak için bir an önce tedbir alınıp. ilme ve alime gereken saygı bir an önce tesis edilmelidir. Önder olabilecek otoriteler yetiştirmez hale gelmemizin yegane sebeplerinden bazıları bunlarıdır.