gunduzmehmet198 @ gmail.com

"Paris'te bir adam öldürülürse, bu bir cinayettir; doğuda elli bin insan boğazlanırsa, bu sadece bir meseledir" V.Hugo

 

            Tarih 13 Kasım 2015 cuma akşamını gösterdiğinde Fransa için bambaşka bir gece oldu. Hollande "Bizi korkutmayı başardılar ama herkes üzerine düşeni yapmalı." diye açıklama yapması bunu tam olarak açıklıyor. Tabii ki ölümlerin her türlüsü lanetliyorum. lakin Afganistan'da, Gazze'de, Suriye'de, Irak'ta, Çeçenya'da ölen milyonları görmezden gelirseniz sizin de acılı gününüzde içinizi yakacak sözleri duyarsınız.

            Batıda ne zaman bir ölüm olayı olsa neredeyse tüm dünya tek vücut olup kınamalar için adeta birbiri ile yarışıyorlar. Söz konusu İslam coğrafyası olunca da herkes üç maymunu oynuyor. Şöyle bir geçmişe baktığımızda adeta şuanda allanıp pullanan  Fransa devletinin geçmişinin hiç de parlak olmadığı görünüyor.

            Fransa neredeyse kendi ülkesi dahil tüm Afrika ülkelerinde katliam yapmış bir devlet. Bu katliamların bir çoğunun da müslüman toplumlara yapılması manidardır. Ayrıca yapılan  tüm katliamları da uzun yıllar kendi halkından saklayabilmiş bir ülke. Fransız ihtilalinin kanlı yüzünü geçecek olursak bu ülkenin yaptığı katliamlara bazı örnekler vermek istiyorum.

             Fransa'nın batısında, Atlantik Okyanusu kıyısındaki Vendée'de yaşananlar Kral 16. Louis'in idamına karşı çıkmış, Paris'in atadığı yöneticilerin ve anayasaya bağlılık yemini eden rahiplerin otoritesini tanımamış. Akabinde kanlı bir kıyım gerçekleşmiş ve komuta kademesinden  General François: “Cumhuriyetçi yurttaşlar, artık Vendée yok! Çocuklarıyla ve kadınlarıyla kılıcımız altında can verdi." diye açıklama yapmıştır.

            Cezayir 1830'dan 1962'ye kadar yani tam olarak 132 yıl Fransa'nın işgalinde kaldı. Fransızlar, insanlara ve Cezayir kültürüne karşı bir soykırım işledi. 1830'da dört milyonun üzerinde, 1890'da ise 2,5 milyon kişi öldürüldü. Üstelik bu katliamlar Ortaçağ'ın karanlık zihniyetiyle değil 20. yüzyılın yani modern çağda  insan hakları, uluslararası hukuk gibi kavramların bütün dünya kamuoyunun literatürüne girdiği bir dönemde gerçekleştirilmiştir.

            Cibuti 'de yaşayan Hıristiyanların tamamının Avrupalı oluşu ilginç değil mi? Çünkü yerli halkın tarlalarını Avrupa'dan göç edip gelen Hıristiyanlara bağışladılar. Fransızların bu bölgede kendi açılarından başarı sayabilecekleri en önemli nokta Müslümanları dinleri hakkında bilgisiz bırakmak suretiyle, onların İslâm öncesi dönemlerine ait bazı adetlerini yeniden canlandırarak bugünkü hayatlarına taşımaları oldu.

             Bugünkü Çad toprakları üzerinde 19. yüzyılın ortalarında, başlangıçta fil avcılığı ve ticaret kervanlarına rehberlik yapan Zübeyr adlı bir şahıs bir İslâm devleti kurdu. Fransız sömürgeciler bölgeye hemen askeri güçler göndermeye başladılar. Daha sonra bu bölgedeki  düzeni de kendilerine çevirmiş oldular. Oluşan baskılardan kaçan bir çok ilim ehli müslümanı yakalayabilmek için Fransızlar 1917'de Çad'da dini hayatın yeniden düzenlenmesi konusunda bir sempozyum düzenleneceğini açıkladılar. 400 kadar ilim adamı olumlu bir gelişme olacağını ümit ederek sempozyumun düzenleneceği salona toplandılar. Ancak Fransız güçleri salonu her taraftan sararak toplanan ilim adamlarının hepsini katlettiler.

             Tunus, 12 Mayıs 1881'de Fransız sömürgeciler tarafından işgal edildi. Bu işgale karşı ayaklanma yapan yüz binlerce Müslüman genci kıyımdan geçirildi.

            Fransa'nın suç listesi o kadar kabarık ki bununla yetinelim. İnsanın canı yandığında amasız, lakinsiz cümleler kurmak icab eder. Bu icap bizi her daim batı toplumuna karşı sus pus yapmamalı. Nitekim onlar bırakın acılı günleri sadece kendi basit menfaatleri için milyonlarca insanın ne düşündüğüne veya ne hissettiğine hiç aldırış etmezler.