necatikavlak03 @ hotmail.com

                                                 

Bu “ Taraf’a” gelirken bir buket gül koparacak, eli boş gelmeyecektim!

Gülizar’a girince konuşmaya başladı güller! Kıyamadım kopartmaya…

O önümde durdu ben arkasında poz verdim. Ve gül yerine resmiyle geldim size.

Biliyorum birçoğunuz lafı uzatma, de ne diyeceksen; birçok renk varken neden beyazı seçtin diye sabırsızlanıyorsunuz.

Mademki güllerin dili var konuşuyor, neden sevginin ve aşkın rengi kırmızı değil diye çıkışanınız bile var.

Nerdeyse gülü dalından kopartmadım diye bir kaşık suda boğacak, gülü kurutacaksınız.

Dost olsanız, ya da dostluğumu isteseydiniz sarı gülle gelirdiniz diyenler de yerden göğe haklı.

Ne deyim?

Böyle acele ederseniz,  ilk görüşte aşkı anlatan “Mor ve lila” kızacak size…

Ya zarafetin ve kibarlığın sembolü, mutluluk ve hayranlığın rengi soluk pembeye nasıl hesap vereceksiniz?

Coşkunun, ateşin, cazibenin rengi turuncu güller yakanızdan tutmayacak mı zannediyorsunuz?

Bütün renkler var bahçemde.

 Ay Yıldızlı Al Bayrağın temsilcisi  “kırmızı beyaz”  bile tuttu yakamdan.

Özellikle beyazı seçtim!

İki kasımda beyaz bir sayfa düşlemiştim, karanlık geride kalsın istemiştim. Saflık,  masumiyet ve tevazu ön plana çıksın diye hayal kuruyordum.

 Kopartmaya kıyamadığım beyaz güllere Kasım’ın İlk günü zamansız çiğ düştü, kırağı vurdu.

Şimdi çok ama pek çok üzgün, boynunu bükmüş öksüz çocuk gibi bakıyor yüzüme.

Bir daha baharı görecek mi yoksa sevgisizlikten gazel olup gidecek mi kaygılı?