necatikavlak03 @ hotmail.com

Manisa’dan, 7 Mart pazartesi günü saat 05 25’de başlayan yürüyüşümüz, İzmir Adnan Menderes Hava Limanından İstanbul aktarmalı başlamıştı Medine’ye.
Medine’de yatsı namazından sonra Ravza-i Muahhara ziyareti için bekleyiş, Mescid-i Nebi’nin içindeki ibadetler otele dönüş gece yarısını geçti demiştim.
Medine’de Saat, Türkiye saatine kıyasla, ebediyete bir saat önde koşuyor…
Yol yorgunluğu, saat farkı, iklim değişikliği çok etki etmedi gecemize. İlk ezanla fırladık yatağımızdan.
Hızlı adımlarla uçar gibi gittik ışıl ışıl yanan Mescid-i Nebi’ye. 
Geceyi mescid-i nebide geçirenler, otellerine hiç dönmeyenler, Ravza-i Muahhara’nın ayakucunda uyuyanlar kuranı başının altına koyup yatanlar bizi karşıladı.
Hiçte alışık olmadığımız görüntülerle karşılaştık. Bu görüntüleri, namaz esnasındaki değişik mezhep ve inançların Kıyam’da, Rükû’da ve Secdedeki zenginliklerini dile getirmeyecek kalemimiz.
Ne demiş atalarımız “Ak koyun Ak Bacağından, Kara koyun Karabacağından asılır” öyleyse kimsenin duruşu, yatışı kalkışı kalemimizin ilgi alanında olmayacak.
İlk ezan ile ikinci ezan arasında yaklaşık 1 saat’lik zaman dilimi var. Biz o zamanı ibadetle değerlendirdik.
Maneviyat denizinde habire kulaç attık. Kıyıdan ne kadar uzaklaştığımızı biz de kestiremiyoruz.
Sabah ezanı(2. Ezan) ile kendimize geldiğimizde saatler 05 20’i gösteriyordu. Mescidi Nebi’nin içi ve bahçesi dolmuştu.
Mescid’in imamı, Hz Muhammed’in Ravza’sının bulunduğu yeşil kubbenin yanındaki küçük kubbe altından kıldıracaktı namazı.
Hem imamın hem de müezzinin Kur’an dili ve makamı, mescidin kutsiyetiyle bire bir örtüşüyordu. 
Bir kere daha altını çizmeliyim, bu mekânda bedenler değil ruh arınıyor üstüne yapışan dünyalıklardan. 
Dünyalık ifadesini isteyerek kullandım, içini doldurmak okuyucunun takdiri olsun istedim.
Sabah namazı bittiğinde, tan yeri ağarmış, ortalık aydınlanmış, kuşlar ötmeye ve uçmaya başlamıştı.
Guruptaki arkadaşlarımız 1 numaralı kapı(?) yanında buluştu. İlk günün Programda “Cennetül Baki” ziyareti vardı. 
Mescid-i Nebevi’nin hemen bitişiğindeki Cennetül Baki’yi toplu halde ziyaret ettik.
İçinde Hz Muhammed’in çocukları, eşleri ve sahabelerinin de meftun olduğu bu yerde, Kur’an’ın tanımladığı Cennet’e benzerlik hiç yoktu. 
Ne altından akan ırmaklar ne de bahçe tanımına uygun yeşil hiçbir şey çarpmıyordu göze.
Alışık olduğumuz ne mezar taşı, ne mermer sütun ne de selvi ağacı yeşermişti Cennetül Baki’de.
Toprak bile yok diyebileceğimiz, kara kumların hüzünlü ve yasta olduğu bir mezarlık Cennetül Baki!
Bir rivayete göre, Resulullah zaman zaman Cennetül Bak’la gider orada medfun bulunanlara dua edermiş.
Bütün içtenliğimizle Hz Muhammed’in “Ahirete ilk gidenler” diye tanımladığı cennetül Baki medfunlarına bizde dua ettik.


                                                           …/…