necatikavlak03 @ hotmail.com

İçimdeki bir ses , açık açık sor diyor; biz/siz kimden yanayız?  Tarihimiz  çok renkli, içinde ibret alınacak 100’lerce  binlerce  efsane yaşıyor.

Hani çok sık kullandığımız bir özdeyişimiz var. “Tarih Tekerrürden İbarettir “Der! Hiç İbret Alınsaydı Tekerrür mü ederdi sözcüğü de onun ikiz kardeşi!

Tarih tekerrür etmesin diyorsak, yaşanan olayları unutmamamız, ara sıra hatırlamamız ve de ibret almamız gerekmez mi?

Muasır medeniyete yelken açan, çağdaş ülkeler, Güneş sisteminin dışında,  cirit oynuyor.   Üstünde yaşadığımız Dünya’dan başka yaşanabilecek gezegen var mı, yok mu onun peşinde! Türkiye ise orta çağa yelken açalım mı sorusuna referandumla; cevap arıyor…

Bu karanlık yolculuğa, doludizgin koşarken; karanlığın efsaneleştirdiği Bolu Beyi ve Köroğlu’yla küçük bir mum yakalım istedim.

 Özetleyeceğim hikaye, senaryosu yazılmış, filimi vizyona girmiş;  gişe rekorları kırarak izlenmiş ve de halka mal olmuş,  şaire ilham vermiş hukuksuzluğun serüveni.

Özetleyeceğim  efsaneyi, benim bildiğim kadar, ya da daha fazlasını bu satırları okuyanlarda elbette hatırlıyorlar.

Varsın olsun! Tekrarlanan bilgi göz mü  çıkartacak?

Bilirsiniz,  Bolu Beyi;  halka zulmeden  zalim bir bey! Köroğlu ise Bolu Beyi’ne karşı  ezilen halkın yanında duran, babasına yapılan kötülüğün intikamını almak için dağa çıkan  bir halk kahramanı!

Köroğlu namıyla  ünlenen, Ruşen Ali’den söz etmezse kalemim; Demircioğlu gönül koyar,  Ayvaz küser!

Ruşen Ali'nin babası seyis Yusuf, Bolu Bey’in maiyetinde çalışmaktadır. Bolu Beyi için satın aldığı tay, soylu bir at olmasına rağmen gösterişi yoktur. Bunu kendisine hakaret sayan Bolu Beyi, Seyis Yusuf’un gözlerine mil çektirir.  Getirdiği tayın üzerine bindirerek bolu’ya bağlı  Dörtdivan gönderir.  Yusuf, Bundan sonra tüm vaktini bu tayı terbiyeye ve oğlu Ruşen Aliyi yetiştirmeye ayırır…

Bolu Beyinin beğenmediği bu sevimsiz tay, zaman içinde: yıllarca Köroğlu'nu sırtında taşıyacak bir küheylan; Ruşen Ali de bahadır bir yiğit olur.  Haksız yere gözlerine mil çekilen Yusuf, oğlu Ruşen Ali’’ye Bolu Beyinden  İntikamını alması vasiyet etmiştir.

Yusuf’un  Hakkın rahmetine kavuşmasından sonra, Ruşen Ali, babasının vasiyetini yerine getirmek üzere, Kıratıyla birlikte Bolu şehrin karşısındaki Çamlıbel’e yerleşir.

Bundan sonrasını ben anlatmayım. Dileyen filmi indirip seyretsin, arzu eden de bilinen tarihe kısa bir yolculuk yaparak; Demircioğlu, Hoylu, Ayvaz, Cıdalı gibi mert yiğitlerin verdiği mücadeleyi gözleriyle görsün.

Aslında bizim konumuz ne kahramanlık destanı anlatmak, ne de  yaptığı zulümlerle ünlenen beyleri cilalayıp parlatmak!

Amacımız hukuksuzluğun, kanunsuzluğun; kimlere zarar verdiğini, önlenmesi için verilen mücadelenin de hukuki ve yasal olmadığının altını çizerek tarihten ders alınması için mum yakmak.

Zannedersem, ne demek istediğimi,  neyi anlatmaya çalıştığımı bu yazıyı okumaya başladığınız zaman zaten çödünüz.

Bir ülkede, demokrasi yoksa; bir kişi en yakınındaki danışmanlarına, tek doğru var, onu da ben biliyorum: demokrasiye gerek yok diyebiliyorsa, oturup enine boyuna düşünmek akıl sahiplerinin işi olmalı.  Kur’an da  “siz hiç Akıl etmiyor musunuz diye sormuyor mu?

Ne iyi ne kötü sorusuna cevap arayanlar,  aynı  çanağa  kaşık sallayan, aynı tastan su içenleri değil ; kenti tası, başka su bardağı olanları izlemeli . 

 Sabahtan akşama, tek ayak üstünde yalan söyleyenler yerine, dürüst olmayı ilke edinenlerin, mum ışında yol almalı.

Elinde Kur’an dilinde iftira, küfür ve yalan olanların, söylediklerine kanmamalı.; samimi inançları sorgulanmalı.

İçimdeki o ses açık seçik sor diyor!  Hukuksuzluğun kol gezdiği, zulmün ayyuka çıktığı Bir Bolu Beyi mi istersiniz? Yoksa  hukukun üstün olduğu, kanunların eşit uygulandığı, insanın insan muamelesi gördüğü kuvvetler ayrılığını içinde barındıran Parlamenter demokrasi mi?

Cevabınız  kendinizde saklı kalsın! Unutmayın ki en başarısız bir parlamenter sistem bile dikta rejimden 100 bin kat daha iyidir.  Unutmayalım Esat’ı Saddam Hüseyin’i Kaddafi’yi Adolf Hitler’i  ve daha bir çoklarını.