necatikavlak03 @ hotmail.com

                                              

 

Yarım yüzyıl önce ,  tarımla uğraşan  köylü ,  ziraaatla iştigal eden çiftçi,  yük ve nakliye işlerinde; tekerleğin ilk icad edildiği haliyle,gıcırtısı dağları delen;  KAĞNI  kullanırdı..

Çiftçi  tarladaki SAP’I harman yerine, harman yerindeki ÇEÇ’İ ambara,  SAMANI   samanlığa  KAĞNIYLA  taşırdı.

Kağnının iki tekerlekli, öküzle çekilen bir taşıma aracı olduğunu – aracın nasıl  kulanıldığını yazmayacak kalemim.

Kanının ne olduğunu, bu yazıyı okuyanlar zaten bilir ve kafasında  yeşil çam filmi gibi tekrar tekrar ,siyah beyaz reklerle canlandırır ve oynatır.

Biliyporsunuz  çağımız uzay çağı, motorlu taşıtlar bile demode oldu.

Atmosferde  mekikler çirit atıyor.   

Dünya’yı keşfe  bilinmeyen  gezegenlerden Ufo’lar ziyarete  geliyor …

İnsansız  Hava Araçları  gökyüzünde Kartalları kıskandırmak için  uçuşuyor!

Öyleyse,uzay çağında ben neden  öküz yada manda ile çekilen kanıya takıldım?

Yazının başlığını niçin geri bas koydum?

Kısaca özetleyim!

Kağnıya ,öküz ya da manda koşulduğunu   biliyoruz. Kağnının  otomobil gibi ileri geri vitesi olmadığını da  bilmemiz gerekir.

Öyleyse araba öne de arkayada  boyunduruğa koşulan bir çift öküzün gücüyle haret edeceğini  bilmek için müneccim olmak gerekmiyor.

Kağnı  ça(!)ğında  çiftinin elinde  ucu çengelli bir övendere olurdu.

Sapı- samanı yada çeçi kanıya yükleyip, öküzü boyunduruğa koşunca,  hareket etmek için öküzün kaba etine övenderenin ucundaki immalla dürtülür, hadi oğlum diyede (J) gaz verilirdi.

Araba boşaltılacağı yere gelince, yük indirilecek ambara yanaştırmak içinse , koşulu hayvanın başına hafif hafif vurulur bas geri diye seslenilirdi.

 Evcilleşmiş hayvanlar, zaman içinde  yapacağı işi bazı insanlardan daha  kolay kavradığı bir vakıa…

Öküze hadi oğlum dediğin zaman yavaşca boynuyla boyundurağa yüklenir, kağnı ağır ağır gıcırdayarak yol almaya başlar.

Yine koşumdaki hayvana bas geri dediğin zaman da, öküz başını yukarıya kaldırır  ve geri geri kağnıyı yanaşacağı yere iter.

Anlıyacağınız gücünden yararlandığımız ,etini  suçık yaptığımız,  gönünden ayakkabı ürettiğimiz; danadan tosuna, tosundan öküze terfi eden bu büyükbaş hayvan, sorumluluğunu her halükarda bir işaretle yerine getirir..

Sahibini  zora sokmaz,  komşuları önünde küçük düşürüp mahcup etmezdi…

Bu kadar laf kalabalığından sonra gerçek konuya ucundan kıyısından yaklaşmanın taşı da gediğine koymanın zamanı gelmedi mi ?

Biliyorsunuz ,“ Teşbihte Hata Olmaz “ bizim sık sık kullandığımız  bir Atasözüdür.

Bizde bu atasözünü   tekrarlayarak,  Türkiyeyi iki tekerlekli kanıya ,  iktidarıda kanıyı çekene benzetirsek,

Son günlerdeki dış politikadaki Rusya’dan dilenen  özrü,  İsrail yakınlaşmasını geriye basmak olarak algılamak yanış bir teşbih mi olur?

Rusya’dan dilenen özrü ve israil’le  yapılan anlaşmayı analiz edenler kimi U dönüşü diye tasfir ediyor, kimileri itibar kayıbı olarak değerlendiriyor.

Türkiyenin irtifa kaybettiği, itibar yitiriği  su götürmez bir gerçek.

İktidarlarının ilk dönemini çıraklık, ikinci dönemini kalfalık 3. Dönemine ustalık tanımlaması yapanlar aslında 4. dönemde  ihtiyarlık döneminin çocukluğunu yaşıyor!

Devlet yönetimi  çocukların oyun anlayış ve algısı  gibi sağduyudan uzak, küse barışa; kanıdaki  büyükbaşın  imballa hareketi, burnunda övendereyi görünce de geri geri basarak, tükürdüğünü yalayarak kannı gıcırtısı ile yürüyor.

Yazık!

Türkiye, iç ve dış politikada  yaşadığı  iniş ve çıkışı,  kaybettiği irtifa ve de itibarı;  hiç ama hiç hak etmiyor.