gunduzmehmet198 @ gmail.com

Tarih boyunca insanoğlu sürekli bir durumun sonunun olduğuna dair varsayımlar yapmıştır. Bu sonlu teoremler bazen hakim olan din, bazen ideoloji bazen de sisteme dair olmuştur. Din ile ilgili varsayımlara değinecek olursak en sade hali ile Din, insan bilgisinin ilk dönemlerinin eseri idi ve modern dönemde geçerliliğini sürdürmesi imkansızdı. İnsanlığın kaderi artık bilim tarafından belirlenecek ve Din'in insan hayatı içindeki rolü gittikçe azalarak sona erecekti. Dolayısıyla da insanlığın geleceğinde dinî bilincin ve canlanmanın yeri olmayacaktı.

            Oysaki bu tür tanımları yapanların genellikle toplumun içinde bulunduğu anlık durumların, siyasi açmazların önüne geçme gayesiyle atılan bir takım reformların halka uygulanmasının nasıllığı için terimlerin yeniden reform edildiğini görüyoruz. Çoğu kez toplum sahip olduğu temel iç dinamikler ıskalanıyordu. Nitekim dinin artık günümüzde etkisi yok denildiği bir an da batı toplumu kendi Vatikan'ını oluşturup adeta bu tür söylemlere karşı adeta haykırırcasına tarih sahnesine çıkıyordu.

            Siyasi çıkarlar ışığında yapılan yeni düzenlemelerin ömrü ancak toplumun menfaatleri devam ettiği süre ile sınırlıydı. Üst ve astların çatışması başladığı anda ya yeni tanımlamalara gidilecekti - tabir yerindeyse helvadan yapılan putçuklar yenilecekti- ya da mevcut iktidar yerle yeksan olup yerini tam zıddı olan bir anlayışa bırakacaktı. Tarihteki köklü değişimlere baktığımızda bunu görmek çok da zor değil. Mesela çok ilahlığın olduğu Mekke toplumunu galebe çalan sistem tam aksi olan tek ilahlı bir din idi. kapitalizm manasında kralcılığı yerle bir eden zihniyet, onun tam aksi olan devletin ve toprağın herkesin malı olduğu komin sistem idi. Tıpkı yakın tarihte 1960'lı yıllarda kapitalizmin bireyin özgürlük alanını sınırlayan oluşumlarına karşı gösterilen tepkilerle 1890'li yılların sonlarında sosyalizmin bireyi yok eden bürokratik mekanizmalarına karşı yükselen tepkiler misali.

            İnsanlığın var ettiği kavramlar için, özellikle bu asrın ilk yarısına hakim olan ideolojik çatışmaların temellerinin ortadan kalktığını söylemek mümkündür. Gerek ideolojik fikir akımları gerekse batıcı söylemler ışığında oluşan muharref dinler bu anlamda afyon gibi bir etki yaptır. Müntesiplerini düşünmeden bir amaca yönlendirmeyi başarmıştır. Zaten orta çağ karanlığının olduğu dönemde bu dinle adeta afyonlanmış toplum bütün tepki reflekslerini kullanmaz durumdaydı. Doğal olarak ortaya çıkacak olan yeni refleks tam aksini ortaya koyması gerekiyordu. Nitekim öyle de oldu. Kanlı savaşların boy gösterdiği meydanlarda hakimiyeti eline geçiren din karışıtı söylemlerin sahipleri dini düzeltme yerine ancak onu ortadan kaldırmayı amaçladılar. Bu bağlamda yıkılmak istenen din tam da aydınların afyonu niteliğindeydi. Muharref olan kitabın yegane anlayıcısı! olan aydınlar...

            İslam dinin evrensel mesajları zuhur ettiği toplumu, akıp giden bir ırmağın etrafını yeşerttiği gibi yeşertmeye başladığı günden günümüze kadar tüm dinamizmini koruyarak gelmesi batıcı aydınların tanımladığı dinin içerisine girmediğinin en bariz örneğidir. Hem de sahibinin ancak zaman ve mekandan münezzeh olan bir kudret oluşuna delalettir. İlk çıkış anında bile kendisine tabii olanlarını okuyup uyarmaya davet eden din elbette ki batılıların yapıp sonra da çıkmaza girdiklerinde yedikleri helvadan putlardan çok çok ulvidir.

            İnsanlığın ilk var olduğu çağlardan Modern çağlara kadar toplumları ıslah etmek ve huzuru temin etmek için yegane etken İslam'dır. İslam'ın hakim olduğu yüzyıllarda yine batıcı aydınların yanılttığının aksine kan ve göz yaşı hakim değildi. Nasıl ki sıfırın pozitif veya negatif olmaması onun değerinin olmadığını, aksine 1 rakamının sağına her yazıldığına yanındakine ne kadar değer kattığı malumsa İslam, sahip olduğu değerlerle yanındakileri şerefli ve izzetli kılar.