tulaydemircankoyuncu @ gmail.com

Geceleri uyumak zorlamıştı. Artık sorumluluğu daha fazlaydı. Kışları çetin geçen doğunun öğretmeni olmuştu. Adı artık Yunus öğretmendi. Yoksulluğu çaresizliği yaşamıştı. Kendiside zor şartlar altında okuyabilmişti. Hele babasını kaybettikten sonra, kendini daha çok adamıştı, yetimlere ve öğrencilerine. Öğretmenlik görevi kutsaldır. Öğretmen demek; okul hayatındaki ebeveyndir. Evet, o kadar değerliydi bu meslek. Yunus öğretmenimiz ile ne zaman […]

 

Geceleri uyumak zorlamıştı. Artık sorumluluğu daha fazlaydı. Kışları çetin geçen doğunun öğretmeni olmuştu.  Adı artık Yunus öğretmendi. Yoksulluğu çaresizliği yaşamıştı. Kendiside zor şartlar altında okuyabilmişti. Hele babasını kaybettikten sonra, kendini daha çok adamıştı, yetimlere ve öğrencilerine.  Öğretmenlik görevi kutsaldır. Öğretmen demek; okul hayatındaki ebeveyndir. Evet, o kadar değerliydi bu meslek. Yunus öğretmenimiz ile ne zaman bir muhabbete girsek, hep öğrencilerinin halinden bahseder. Neler yapabilirim, nasıl onlar için daha iyi şartlar sunabilirim diye anlatır, çare arar. Bazen karşımda güçlü bir baba, bazen bir dost, bazen çaresizlik içinde kıvranan bir öğretmen görürüm. Mesleğine aşıktı. ‘Salla başını al maaşını’ yoktu hayat felsefesinde. Evlenip baba olacaktı günün birinde. Ama bunlarda evlatlarıydı. Hayatın zorluklarına nasıl göğüs gerilmesi gerektiğini biliyordu. Ve çalışarak başarıya ulaşmaya inanan bir öğretmendi.  Öğrencilerinden birinin hikayesini anlatırken, gözleri nemli değildi. Harbiden ağlamıştı.

Annesini küçük yaşta kaybetmiş bir kız öğrencisiydi;”Annem kansere yakalandığında babam annemden uzaklaşmaya başlamıştı.” diye başlamış hayat hikayesini yazmaya. Annemi kaybedince, babamın eşinin yüzünden çok dayaklar yedik kardeşimle. Babamızı da kaybetmişiz meğer, annem ile beraber onu da toprağa bırakmışız.

Hane derler ya “annesi olmayanın, babası da olmazmış.” Okumam lazım diye devam etmiş genç kız. Ama babası oralı bile değilmiş. Kız kısmı okuyup ta ne olacakmış ki? İşte geri kafalı zihniyetler. Birde kalkarlar bu fikirlerini İslamiyete mal ederler ya! Aklımı koru Rabbim. Beynim kabul etmiyor. Kadın evde işçi olsun yok yok pardon “Köle olsun.” Ama eşleriniz hastalanınca hastanede kadın doktor ararsınız. Neden? Hani kadının okuması lazım değildi? Nice örümcek ağları ile kaplı beyinler var. Kız evladını bile köle gören. İşte bu kızımız biliyor ki, tek çaresi bu zindandan kurtulmak ve hayatına anlam vermek için çalışıp üniversiteyi kazanmak.

Bunları dinlerken aklıma, yakın bir akrabamın oğlunu özel okula vermişi geldi.

Ama oğlan haylaz okumaya önem vermiyordu. Ailesi her ay paraları döküyordu okusun diye. Ne tuhaf dedim iki zıt hayat. Yokluk içinde okuma mücadelesi veren bir talebe. Varlık içinde okutmaya çalışan bir ebeveyn. İşte Yunus öğretmen böyle öğrencilerini kurtarmak istiyordu. Gelecekte nice kadınlar doğudaki ezilen kadın haklarını değiştireceklerdi. Aşiretlik belki de tarihe karışacaktı. Kadın hakları konusunda artık onlarda okumanın kız ya da erkek olmadığını bileceklerdi.

24 Kasım Öğretmenler günüdür. Ben şimdiden yılın öğretmenini seçiyorum. Kendini öğrencilerine adayan Yunus öğretmenimin yaşına bakmadan önünde saygıyla duruyorum. Siz yüreklere öğretmen olmuşsunuz. Teşekkürler öğretmenim. Keşke her öğretmen maaşına değil de, mesleğine sevdalı olsa. ” Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” demiş Hz.Ali.  Ne güzel söylemiş hakkı ödenmez öğretmenlerin.

Annemin ellerimi bırakırken sen tuttun pamuk ellerinle beni, ilk harflerimi yazamazken. Elini elime koyup güç verdin Beraber yazdık. Okuyup insan olmam gerektiğini. Parayı değil yürekleri kazanmayı öğrendim senden. Kışın soğuğunda, mantomu ilikleyişinle yüreğime sevgi düğümleri attın. Şimdi bende uzak diyarlara yelken açıyorum. Bana da aşık olacak, talebelerimi değil, evlatlarımı yetiştiriyorum.

Aşk böyle bir tutkudur Ögretmenim. Saygılarımla…