necatikavlak03 @ hotmail.com

İçim içime sığmıyor!

Bu gün aşkımı ilan edeceğim.

Bu mektup, benim ilk mektubum.

 Umarım, dilim sürçmez, elim ayağıma dolaşmaz, sözlerim elime yüzüme bulaşmaz…

Kalemin ucu kırılmaz!

Ve Aşkımı açık açık ilan edebilirim..

 Adım  gibi biliyorum…

Allah beni seviyor !

Hiç şüphem yok ki,  bende O’na deli gibi Aşığım! 

İki gözüm iki çeşme; kavuşacağım hasret gününü bekliyorum.

Eleste verdiğim söze, ettiğim yemine sağdığım.

Sidretü'l-müntehâ’yı görmek için sabırsızım.

Öğrendiklerimi hatırlamak için ant içtim. Kendi  kendime söz verdim.

Biliyorum!

Allah’tan geldiğimi.

Biliyorum  yine ona döneceğimi. “İnna Lillahi Ve İnna İleyhi Raciun”                                                                

Biliyorum, beni hasretle beklediğini.

Kim ne derse desin.

Hiç  de umrumda değil…

Aht ettim.

 Ahmet Yesevi,

Hacı Bektaş Veli,

Mevlan Celalettin Rumi ve Şems-i Tebrizi’nin yolunda yürüyeceğim.

Yunus Emre’nin izini süreceğim.

Rabbimin varlığında yok olacak, Aşk od’unda yanıp kül olacağım.

Din tacirlerinin çizidiği, korkulardan uzak kalacak, taklitçlerin tuzağına düşmeyeceğim.

Bildiklerimle amel edecek; bilmediklerimi, rabbimin öğretmesin bekleyeceğim.

Alim olan O!

Alim’i seven de o!

Ama’yı bilmiyene, Elest gününü hatırlamayana, Şen’in ne anlama geldiğinden habersize alim denir mi?

Bilim ve ilim’den habersizin arkasından gidilir mi?

Bakın, Yunus Emre, “Cennet Cennet dedikleri birkaç köşkle birkaç huri,İsteyene ver sen anı, bana seni gerek seni!” diye ne Güzel söylemiş!

Yolumuzu çizdik!

Gözümüz yok dünya malında.

Koşar adım ilerleyeceğiz aşk yolunda. Yok  olacağız alemleri yaratanın varlığında…