necatikavlak03 @ hotmail.com

Kuzey yarıkürede mevsim kış! Zemheri kapıda. Yüksek dağlara kar çoktan yağdı.

Şiddetli tipi ve fırtınanın eli kulağında.

Ortalama hava sıcaklığı, mevsim normallerinde ölçülse de, yasal olarak araçlara kar lastiklerini takma zorunluluğu başladı.

Yedi bölgede soba yanıyor, baca tütüyor, demem o ki kara kış geldi kapıyı dayandı!

Mademki Kuzey yarıkürede mevsim kış, soralım öyleyse; aynı coğrafya da yer alan

 Akdeniz neden ısındı, kaynıyor?

Daha dün, Jens Stoltenberg’in söylediklerini; Gazeteler Flaş haber diye manşetiyle verdi!

Gelin birlikte bir göz atalım NATO Genel Sekreteri ne demiş...

-Türkiye’de bulunan Amerikan Savaş uçakları ve İspanyollara ait Patriotlar, verilen desteğin bir parçasıymış.

-İngiltere Türkiye’ye uçak, Almanya ve Danimarka da Akdeniz’e taktik komuta gemileri gönderecekmiş…

Ayrıca Almanya ve Fransa IŞİD’le mücadele için gönderecekleri savaş uçaklarının İncirlik Üssü’nü kullanması için onay istemiş.

Kısaca özetleyerek yazdıklarım Dünya kamuoyu ile paylaşılan  ve basına yansıyan bilgiler!

Ya askeri sır olarak saklanan, paylaşılmayan açıklanmayanlara ne isim konacak?

Stoltenberg’in açıklamalarına sevinelim, zil takıp oynayalım mı,  yoksa başımızı iki elimizin arasına alıp düşünelim mi?

Türkiye neden bu hale geldi, Irak’ta (ABD) Suriye’de Rusya ile sınır komşusu oldu?

Bu soruyu aklı eren düşüneni, bu vatan benim diyen her fert kendi kendine sormak mecburiyetinde.

Rusya Türkiye ile sınır komşusu olmasa Türk Jetleri Rus Savaş uçağını düşürmeyecekti.

Irakta ABD ile komşu olmasaydık, ABD askerleri Türk Askerinin başına çuval geçiremeyecekti.

Bu ortam hazırlanmasaydı, Musul Başkonsolosluğu IŞİD’in baskınına uğramayacak, konsolos ve personeli rehin alınmayacaktı.

Türk dış politikası Osmanlı ruhuna kurban edilmese, sınırlarımız yolgeçen hanına dönmeyecek, Suriyeli sığınmacı ya da mülteci istilasına uğramayacaktı.

Mülteci sorunu yaşamasaydı ülke, AB’nin 3 milyar Euro’suna muhtaç olamayacak, onlara avuç da açmayacaktık.

Bardak o kadar boş ki yarısı dolu bile diyemiyoruz.

Sözüm ona,  millet istikrar, huzur, refah istiyor. Bu sebeple de 2002’yılından beri siyasi istikrarı TBMM’de devam ettiriyor. 

Peki, Türk milletinin veya seçmenin sağladığı istikrar, ülkenin refahını, milletin birliğini, vatanın bölünmez bütünlüğünü sağlamaya yetti mi?

Parlamento da sayısal çoğunluk sağlanınca, vatan toprağında güller dikensiz açtı mı?

Ne gezer, terör bir bölgemizde devlete meydan okuyor, soka çıkma yasağa para etmiyor.

Öz yönetim ilan edilen ilçelerde açılan hendekleri kapatmaya iş maki(!)neleri yetişemiyor

Hani istikrar, hani huzur, Türkiye’nin başı fena halde dertte…

 

Atatürk’ün Anılarından seçmeler

 

Muallimler Ankara'da bir toplantı yapmışlar, bu içtimaya iki-üç muallim hanım da iştirak ederek salonda ayrı bir yere oturmuşlardı. Muallim hanımların içtimaya gitmelerini hoş görmeyen meclisin sarıklıları Gazi'ye şikâyete giderler.

Gazi kızarak: ''Kimmiş muallimler cemiyet reisi? Çağırın onu!'' der. Mazhar Müfit birkaç dakika sonra içeri girince gürleyen bir sesle ona çıkışır: ''Siz Muallimler içtimada ne yapmışsınız?

Ne ayıp şey bu?''

Mazhar Müfit şaşakalır.

Gazi'den bu hareket mi beklenirdi? Sarıklılar muzaffer bir beşaretle gülmektedir. Sarıklılar neşe içinde iken, Gazi'nin sesi hep aynı tonda devam eder: ''Olur şey değil, olur şey değil!

Mazhar müfit hala ayakta ve hala ne diyeceğini şaşırmış bir halde cevap vermeye çalışır: ''Efendim vallahi...'' ''Bırak bırak ben hepsini biliyorum; içtimaya muallime hanımları da çağırdınız.

Fakat onları niye ayrı sıralara oturttunuz?

Sizin kendinize mi itimadınız yok, Türk hanımlarının faziletine mi? Bir daha öyle ayrılık gayrılık görmeyeyim, anladınız mı ?''