gunduzmehmet198 @ gmail.com

Hayatta kalmak  ve varoluş gayesine uygun yaşayabilmek için birbirlerine muhtaç insanların oluşturduğu en temel yapı ailedir. Bu anlamda aile aynı zamanda toplumun ve siyasetin oluşmasını ve devamını sağlayan yegane unsurdur. İslam, nikahtan mirasa kadar sunduğu hükümlerde ailenin kuruluşu ve korunmasına önem vermiştir. Çünkü İnsan ilk terbiyesini ailede alır. Kendi ailesinde kişi huzur ve güven bulur.

Aile sayesinde neslin devamı ve günah sayılabilecek kötülüklerden korunması mümkündür. İslam'da insan ve bunun tabii sonucu olan aile bütün ahkamların neredeyse tam da merkezindedir. Ailenin müdafaası sırasında ölen kimsenin şehid gibi sayılması, ailesine yapılacak harcamaların israf hükmünden çıkarılması gibi bir çok konu aile ile yeniden tanımlanmıştır.

İslam insanların bu dünyada imtihana tâbi olduklarını belirtir. İmtihana tâbi olan insanın amacı hem dünya hem de ahiret saadetini elde etmeye çalışmaktır. Canlılar arasında yaşamını ve varlığını tek başına devam ettirmesi mümkün olmayan insanlar birbirlerine muhtaçtırlar. Bu ihtiyaç düzenli bir toplumun inşa ve devamını sağlayacak siyaseti gerekli kılmaktadır. İslam’da siyaset kendi başına amaç olmayıp hukukla birlikte insanın iki dünyada saadetini sağlayacak dinin korunması ve yaşatılmasındaki en önemli araçlardandır.

İslam, ferdin inşasına doğumundan önce, anne ve babanın seçiminden itibaren başlar. Daha sonra sistematik olarak anne rahmine düşüş, doğum ve nihayet ölüme kadar kendi müntesiplerinin neredeyse bütün yaşam alanlarına müdahale ve düzenleme getirmiştir. Bu bağlamda siyaset eğer insan yönetme becerisi/ sanatı ise İslam bunun en güzel örneğidir. Hatta diğer siyasi disiplinlerden çok ayrıdır. Mesela İslam siyaset anlayışı hata yaptıktan sonra onu düzeltme yerine hatanın ortaya çıkmaması için mücadele eder. Tıpkı toplumları perişan eden zina için " Zina yapmayın." yerine " Zinaya yaklaşmayın." demesi gibi.

Siyasi literatür her devirde yeni bir form almıştır. Bu formun şekillenmesinde dönemin hakim olan gücünün büyük tesiri olmuştur. Yer yer zalim bir  yöneticinin varlığının neredeyse Allah'ın bir lütfü olduğunu bile iddia edebilmiştir.

Modern siyaset anlayışı ise tamamıyla günü birlik menfaatler çatışmasına dönüştü. Ben siyasetçiyim diyen herkes sadece koltuğunu müdafaa etme mücadelesi veya kısa yoldan köşe olma planları içerisinde nesilleri helak ediyorlar. Bir sonraki kuşak için neler bırakılabilir diyen yok. Tıpkı  J. JAMES CLARKLE' nin " Bir siyasetçi gelecek seçimi, bir devlet adamı gelecek kuşağı düşünür. " dediği gibi.

Aile toplumun temel dinamiğidir. Onu bozduğunuzda geriye bozacak bir şey kalmamış demektir. Ailede haram, helal , hak ve hukuk adeta siyaset akademisinde ders okutuluyormuş gibi işlendiği zaman karanlığı aydınlatabilecek yürekler yetiştirmeye başlamış oluruz.