Ekin TÜRKANTOS / GAZETE HABERTÜRK - CUMARTESİ

Kendisiyle barışık, güler yüzlü, hayvansever, ailesiyle vakit geçirmekten hoşlanan biri Didem İnselel. "O Hayat Benim" dizisinde Fulya karakteriyle ekranlarda. Canlandırdığı rolle uzaktan yakından alakası yok. Özel hayatıyla oyunculuğu ayırmayı başarmış isimlerden. İnselel ile oyunculuğu, dizileri ve özel hayatını konuştuk.

Entrika, yalan, dolan... Bir ailede olmaması gereken her şey var... Öyle bir proje ki ya çok seviliyor ya da hiç izlenmiyor. Ama işin ilginci karakterleri herkes biliyor...

Evet, sanki Atahan Ailesi değil Adam's Family. Ben oynadığım karaktere her gün "Yok artık" diyorum. Ama şunu biliyorum Fulya, Türkiye nüfusu kadınlarının yüzde 80'ine yakın. Belli ekonomik ve sosyal farklılıklarına rağmen aynı yapıda çok kadın var. Bana göre son derece gurursuz bir kadın olmasına rağmen seyirci hep "Yazık, canım" diye tepki veriyor. Bunun birçok sebebi var. Dışarıda gördüğüm örneklerde o sosyal sınıfı bırakmamak için bir mücadele var. Fulya'nın 20 senelik emeği, evliliği var. Bu fedakârlığı çöpe atmak, sıfırdan başlamak istemiyor, cesareti ve özgüveni yok. Dizinin seyredilir ve sevilir olmasının sebebi de o ince entrikalar. Her karakterin kötü olma serüvenine Fulya da dahil oluyor. Ben de bilmediğim bir insan modelini öğreniyorum.

Genelde oyuncular canlandırdıkları karakterleri anlamaya ve sevmeye çalışıyor. Oysa siz olumsuz yanlarını da rahatlıkla söyleyip eleştirebiliyorsunuz.

Elbette bir oyuncunun oynadığı karaktere inanması lazım ama sevmek zorunda değil bence. Fulya, tutarsız ve gurursuz bir kadın. Ama böyle kadınlar var. Bu kötü demek de değil. Ama benim gibi değil işte.

İlişkileri sürdürmek için biraz da entrika gerekiyor belki...

Evet. İş ve ikili ilişkilerde politik olup yönlendirmek beceri işi. Bende öyle bir beceri yok. Ama böyle olmam bana kazandırdı, başkalarına göre kazandırmadı. Mesela "Konuşuyor ama birini bulup da evlenemedi" diyen çok tanıdığım var. Dünyaya öyle bakan insanlar var. Bana göre de ben kazanmış durumdayım. Ben politik değilim. Bu biraz da aile öğretisi. Dedem benim erkek rol modelimdi. O da böyle bir insandı. Söylediği bir şey vardı: "Hep inandığını, mutlu olduğunu yap, politik olma, bir tane hayatın var." Hayatımda genç ölümleri ailemden de yaşamış olan biri olarak ölümün hepimiz için bir nefes ötede olduğunu biliyorum. Dolayısıyla belli hareketler o kadar anlamsız geliyor ki. İnsan istediğini yapmalı. Herkesin bir tane hakkı var.

‘KENDİNE YETEN KADIN ÇOK DA CAZİP OLMUYOR'

Çok doğru ama maalesef toplumda kadını baskı altında tutmak için "Kocandır sabret", "Başında adam olsun" diyenler olabiliyor...

En nefret ettiğim laftır. Annem 25 senedir bekâr bir kadın, 3 kız kardeşiz, 3'ümüzü de tek başına büyüttü. Hiç alaturkalıkları yoktur ama bazen "Başımızda bir erkek yok" der mesela. Ben de ona "Şu lafı söyleme" derim. Alışkanlıktan halbuki. Elektrikçiyle matkap ucu yarıştırır. Biz de öyle yetiştik. Kadınlar maalesef erkek çocuklarını farklı yetiştiriyor. Bu, insanlığın problemi. Erkek de muhtaç olan kadını arıyor. Kendi kendine yetebilen, hayatını tek başına idame ettiren kadın çok da cazip olmuyor.

Öte yandan zeki kadından hoşlandıklarını söylüyorlar, bu da bir çelişki değil mi?

Seviyorlar da affedersin kabaca söyleyeceğim ama yemiyor. Aslında hak vermiyor da değilim. Belki ben de erkek olsam daha kolay şeyler beni mutlu ederdi. Herkes kendi hayatından sorumludur. Müşterek bir hayatta erkek elbette sorumluluk sahibi olmalı. Ancak önde olacak diye bir kaide yok. Benim karşıma öyle erkekler çıkmadı. O yüzden de çok muvaffak olamadık bazı konularda.

BANA YİNE ALDATILAN KADIN ROLLERİ GELECEK"

Neden olgun kadın rolleri genç oyunculara verirler?

Ben de öyle düşünüyorum. Annem çok bozuluyor 20 yıllık evli, çocuğu olmamış bir kadını oynamamdan dolayı... Bugüne kadar çok yaşımı oynayamadım. Halbuki 39 yaşındayım. Şov dünyasında böyle bir kalıp var, görsellik mühim. Akla ilk gelmekle alakalı. Bu işi bitirdiğim an bana yine aldatılan, hüzünlü kadın rolleri gelecektir. Kolaycılık biraz da...

Bu hayatta sadece gençler âşık olmuyor ki, 60'ların aşk hikâyelerini görmek ne kadar keyifli olur

Aynen öyle ama 20 yaşında insanlara aşk dizileri çekiyorlar. Onlar heyecan, anlık şeyler. Oysa aşk belli bir olgunluğa eriştikten sonra daha güzel anlatılabilecek bir duygu.

Bir de kahvaltı sofrasına topuklu ayakkabıyla oturan şık insanlar da dizilerimizin vazgeçilmezi...

Buranın ayrı bir matematiği var. Bütünden ayrılıp kendi başınıza bir şey yapamazsınız. Bana da tuhaf gelen şeyler oluyor ama oyunculuk da böyle bir şey. Oluşmuş işin bir parçası olarak oraya ne kadar uyum sağladığınızla alakalı. Elbette seyirci olarak da hem kendi dizimle hem başka dizilerle ilgili akla uymayan şeyler olabiliyor. Ama sonuca baktığında bir başarı var.

"İŞTEN ÇIKTIĞIMDA DİDEM'İM BEN"

Keşke diziler biraz da entrikalı ilişkiler yerine samimi, doğal, kendi gibi yaşayan insanların hikâyelerini işlese. Bu tip eski, sıcak dizileri özlüyoruz...

Bu bir dönem. Eskiden konaklarda geçen ağa dizileri vardı biliyorsunuz. İnsanların özgür iradesiyle hareket edebilecekleri bir zemin yok. Televizyonda büyük paralar dönüyor ve bir hatanız dizinin 2 bölüm sonra yayından kalkmasına sebep olabiliyor. Yapımcılar da haklı olarak ne talep görüyorsa onu sunuyor.

Siz bu çarkın çok dışında gibisiniz...

Yaptığım işi severek yapıyorum. Bunu iş olarak görüyorum. Oradan çıktığımda Didem'im ben. Köpeğimi gezdiriyorum, alışveriş yapıyorum. Oyunculuğumu devam ettirmiyorum çünkü onun dışında da bir varlık sahibiyim. Beni arkadaşlarım, çevrem insan yerine koyuyor. Öyle bir problemim yok.

Bundan sonra nasıl bir işin içinde olmasını istersiniz?

Komedi yapmayı isterim. Ama şu anki Türkiye'nin durumunda komedi dizileri tutmuyor. İnşallah rahatça kahkaha atabileceğimiz günler gelecek de komedi dizileri de yapılacak.