İlk kez Uygur yazıtlarında "yourgan" şeklinde bahsedilen yorgan, ilerleyen dönemlerde Anadolu'da önemli bir gelenek ve el sanatına dönüştü. Yıllarca doğanın tüm renklerinin, en güzel çiçeklerinin motiflere dönüştürülmesiyle evlere giren el işi yorganların sayısı, makineyle üretime başlanmasının ardından her geçen gün azalıyor.

Saray ve konaklarda itibar gören geçmişin saygın mesleği yorgancılık, önceki yıllardaki kadar rağbet edilmediği için yavaş yavaş kaybolan meslekler arasında yerini alıyor.

Kadıköy Feneryolu'nda 45 yıldır yorgancılık yapan İstanbul Çeyizciler ve Yorgancılar Odası Başkanı Nazmi İnce, yaptığı açıklamada, yorgancılığın emek, sabır, yürek ve sanat aşkı istediğini dile getirdi.

"İstanbul'da 1980'li yıllarda sokakları, caddeleri bizim meslektaşlarımız laleleriyle, menekşeleriyle, papatyalarıyla süslüyordu ama ne yazık ki azaldık" diyen İnce, merkezi Kapalıçarşı'da bulunan İstanbul Çeyizciler ve Yorgancılar Odası'nın kayıt defterlerinde 10-15 yıl öncesine kadar 2 bin 28 yorgancının yer aldığını, bugün ise bu sayının 261'e düştüğünü kaydetti.

Yorgancıların sorunlarına değinen İnce, "Oda başkanı olarak bütün üyeleri geziyorum. Hepsi tek başına çalışıyor. Bizden sonraki kuşak bu bayrağı artık kime teslim edecek bilmiyoruz. İnsanlar yaşadıkça, bir tesisatçı, bir yorgancı, bir televizyoncu, bir muslukçu olması gerekiyor ancak çırak bulamıyoruz" diye konuştu.

"Çocuğun yatağını, yorganını alırken de dikkat edelim"

İnce, Oda olarak "Yaşam ve sağlığı seven herkese pamuk. Pamuğa evet, sigaraya hayır" sloganını kullandıklarını anlatarak, şöyle devam etti:

"Çocuklarımızın bezini alırken bile yün veya pamuğu tercih ediyoruz. Aynı şekilde yatağını, yorganını alırken de dikkat edelim. Gençler bunun farkında değil. Sağlıklı bir toplum için 'organik yün ve pamuk' diyoruz. İnsan ömrünün yarısı, yatakta, yorganın altında geçiyor. Sağlık, yemek içmekle bitmiyor."

İnce, Harvard Üniversitesi'nden Orta Asya tekstil araştırmacısı Christine Martens'in Türkiye'deki yorgancılık sanatıyla ilgili araştırma yapmak için geçen yıl mart ayında İstanbul'a geldiğini ve çeşitli incelemelerde bulunduğunu ifade etti.

Martens'in İstanbul'da görüştüğü araştırmacı-yazar Dr. Mustafa Duman ise yorgancılıkla ilgili uzun yıllardır araştırma yaptığını ve kitapları bulunduğunu söyledi. Martens'in, Türkiye ve Türk Cumhuriyetleri'ndeki yorganların fotoğraflarını çektiğini ve bilgileri derlediğini aktaran Duman, "ABD'de birçok yorgan müzesi var. Türkiye'de üretilen yorganla da ilgileniyorlar. Martens, topladığı materyallerle bir Türk yorganı müzesi açacak" dedi.

"Caddenin ismi kaldı, Kapalıçarşı'da ise yorgancı yok"

Yorgancılığa Kapalıçarşı'da babasıyla başlayan 72 yaşındaki Şahin Gürvardar ise 10 yıl öncesine kadar yorgancılık yaptığını ancak ekonomik getirisi azaldığı için mesleği bıraktığını belirtti.

Gürvardar, mesleği icra edecek yeni ustalar yetişmediğine değinerek, "Kimse artık bu mesleği yapmak istemiyor. Bazıları bizim gibi karnını doyuramadığından, bazıları da beğenmediklerinden... Ancak kolay değil bu mesleği yapmak. Öyle ki meslekte yetişen kişiler, dükkan açacakları zaman ustalarından müsaade alır ve ona bir peştamal bağlama töreni yapılırdı. Bu peştamal, bir nevi 'usta oldun, artık dükkan açabilirsin' demekti" ifadelerini kullandı.

Kapalıçarşı'da 25-30 yıl önce 30 civarında yorgancı dükkanı ve 200 kadar yorgancı bulunduğunu kaydeden Gürvardar, "Bu meslek o kadar gözdeydi ki Kapalıçarşı'da bir caddenin ismi Yorgancılar Caddesi'ydi. Günümüzde bu caddenin sadece ismi kaldı, Kapalıçarşı'da ise hiç yorgancı yok" değerlendirmesinde bulundu.