1970’lerde kanser için başlatılan savaştan bu yana kanser ölümlerinde yüzde 22 azalma olduğu ve bunun yüzde 80’ninin yeni tedavilere bağlı olduğunu anlatan Prof. Başaran Dünya Sağlık Örgütü’nün sayısal verilerini şu şekilde aktardı: “Dünya Sağlık Örgütü’nün 2012 raporuna göre yıllık yeni tanı almış kanser hastası sayısı yaklaşık 14 milyon ve bu sayının önümüzdeki yirmi yılda 22 milyona çıkması bekleniyor. En sık görülen kanserler: akciğer kanseri (1,8 milyon vaka, tüm kanserlerin yüzde 13’ü), meme kanseri (1,7 milyon kanserlerin yüzde 11,9’u), bağırsak kanseri (1,4 milyon, tüm kanserlerin yüzde 9,7’i). Erkeklerde en sık görülen kanserler akciğer, prostat, bağırsak, mide ve karaciğer kanserleri; kadınlarda görülen en sık kanserler ise meme, bağırsak, akciğer, rahim ağzı ve mide kanserleri. Ülkelerin gelişmişlik durumuna ve coğrafi yerleşimlerine göre bu sıralamada farklılıklar olabiliyor.”

Kanserden ölüm sayısının ise yılda yaklaşık 8 milyon 200 bin kişi olduğunun altını çizen Başaran, bu sayının önümüzdeki yirmi yılda 13 milyona çıkması tahmin edildiğini kaydetti. Prof. Dr. Gül Başaran, en sık yaşam kaybına neden olan kanserlerin akciğer kanseri (1,6 milyon, tüm kanser ölümlerinin, yüzde 19,4’ü), karaciğer kanseri (0.8 milyon, tüm kanser ölümlerinin yüzde 9.1’i), mide kanseri (0,7 milyon tüm kanser ölümlerinin yüzde 8,8’i), bağırsak kanseri (0,7 milyon) ve meme kanseri (0,5 milyon) olduğunu açıkladı.

KANSER PROBLEMİ EN ÇOK GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERİ ETKİLİYOR

Kanser probleminden en çok gelişmekte olan ülkelerin etkilendiğine işaret eden Başaran, dünyadaki kanserlerin yüzde 60’ına Afrika, Asya, Orta ve Güney Amerika’da rastlandığını belirtti. Bu bölgelerdeki kanser ölümleri tüm dünyadaki kanser ölümlerinin yüzde 70’ni oluşturduğunu aktardı. Bu durumun erken tanının olmayışı ve uygun tedavilere ulaşamama ile ilgili olduğunu belirten Başaran, “Ayrıca, günümüz bilgileri düzgün bir biçimde kullanıldığında kanserlerin yarısının önüne geçilebilir. Bu nedenle tedavi kadar hastalığı önleme ile ilgili çalışmalar bu hastalık grubu ile ilgili iyi sonuçlar elde etmek için kaçınılmazdır” diyerek umut verici bir ifadeyle devam ediyor: “Gelişmiş toplumlarda, etkin tedaviler ve modern yaşam koşulları ile çok sayıda kanser geçirmiş ve yaşamına devam eden (cancer survivors) kişi olduğu tahmin ediliyor. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri'nde 15 milyon kadar kanser geçirmiş ve yaşamına devam eden kişi olduğu biliniyor.” ifadesinde bulundu.

Erken tanının daha tümör küçük iken cerrahi olarak alınabilmesini, böylelikle hastalara daha uzun yaşam şansı sağladığını anlatan Başaran, “Erken tanı konmuş ve usulüne uygun tedavi edilmiş pek çok kanserde kür/şifa yani ömrün sonuna kadar hastalık bir daha geri gelmeden yaşamak mümkün. Erken tanı için şu noktalara dikkat çekiyor; Örneğin dışkılama veya idrar yapma alışkanlığında değişme olması, iyileşmeyen boğaz ağrısı, geçmeyen ses kısıklığı veya öksürük, beklenmedik bir kanama veya akıntı, organlarımızda elimize gelen kitle hissetmek, yutma güçlüğü, var olan bir benimizde boyut şekil, renk değişikliği olduğunda doktora mutlaka başvurmak gerekir. Ancak bu belirtileri olan herkeste kanser vardır anlamına gelmez çünkü aynı belirteçlere yol açan pek çok kanser dışı hastalık da bulunmaktadır. Tetkiklerle kanser tanısının dışlanması gerekir.” diye konuştu.

Erken tanıda rol alan en önemli faktörlerden birisinin tarama testleri olduğunu söyleyen Başaran, belli kanserler için sağlıklı insanların erken tanı amacıyla yaptırması gereken tetkikleri şu şekilde sıraladı:

“Meme kanseri için 40 yaşından sonra yılda bir mamogram

Kolon kanseri için 50 yaşından sonra 10 yılda bir kolonoskopi

Rahim ağzı kanseri için 21-65 yaşları arasında 3 yılda bir; 30-65 yaş arasında PAP test yapılmalı, 66 yaş üstünde peş peşe 3 negatif PAP testi olan kadınlarda PAP test yapmayı bırakmalı.

Akciğer kanseri için sadece yüksek riskli olduğu düşünülen 30 yıl sigara içme öyküsü olup halen içen veya son 15 yıldır içmeyen kişilerin düşük dozajlı akciğer tomografisi ile taranması uygun bulunuyor

Prostat kanseri için 50 yaşından sonra PSA ile tarama hastanın isteğine bırakılmış durumda.”

Prof. Dr. Gül Başaran kanserlerin yüzde 30’dan fazlasının risk faktörlerini ortadan kaldıracak şekilde yaşam tarzında yapılacak değişikliklerle önlenebileceğini şu şekilde aktardı:

“Sigara kullanma, obezite, uygun olmayan beslenme biçimi (meyve ve sebzeden yoksun), fiziksel aktivite olmadan yaşama, alkol kullanma, cinsel yolla bulaşan hastalıklar, hepatit B enfeksiyonu, hava kirliliği, ıyonizan olmayan (güneş gibi) veya iyonizan ışına maruz kalma (mesleki, radyasyon gibi)”