İlk konuşmayı yapan HDP Eş Genel başkanı Selahattin Demirtaş, okunan deklarasyonun herkese hayırlı olması diledi. Demirtaş, "Yoğun bir mücadele, emek, tartışma sonucunda ortaya çıkmış, Türkiye ve Ortadoğu'da demokrasi adına çözüm herkes için önemli bir çerçeve sunan bir demokrasi manifestosu, bir yol haritası olarak tanımlayabileceğimiz bu deklarasyonu HDP olarak yürekten destekliyoruz" dedi.


HDP'nin bütün gücüyle bu deklarasyonda ifade edilen çerçevenin Türkiye'de hakim bir yönetim biçimi haline gelmesi için elinden geleni yapacaktır, mücadelenin içinde olacağını belirten Demirtaş, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Umut ediyorum ki bu deklarasyonun muhatapları, bu deklarasyonu yayınlayanlarla aynı ciddiyetle deklarasyona yaklaşacaklardır. Eleştiriye ve öneriye açık bu deklarasyon, çatışmaların sonlanması, mevzunun hendek ve barikat olmadığı, demokrasi sorunu olduğu noktasında tartışmaları ve mücadeleyi siyasi bir zemine çekme konusunda çok önemli bir fırsat sunuyor. İnşallah muhataplarımız bu ciddi deklarasyonu serinkanlılıkla dinleyip, okuyup aslında öz yönetimin, özerkliğin hepimiz açısından, birlikte yaşam açısından çok önemli bir fırsat sunduğunu göreceklerdir. Siyaset küskünlükler, kaprisler üzerinden yapılmaz. Ne olursa olsun konuşabilmektir siyaset. Biz HDP olarak bu noktadayız. DTK'nın deklarasyonda ifade edilen mücadele anlayışı ve öz yönetim çerçevesine bağlı kalarak bir siyasi mücadeleyi yürüteceğimizi belirtiyoruz."

Demirtaş'tan sonra HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ ile DTK bileşenleri siyasi partilerin eş genel başkanları da birer kısa konuşma yaptı.

"HALK, KİM SAVAŞ VE KANDAN BESLENİYORMUŞ GÖRMÜŞ OLDU"

Tören sonrası gazetecilerin sorularını yanıtlayan Demirtaş, "Siyaset eğer konuşarak çözmeyi başaramıyorsa, söyleyebilecek sözleri yoksa tıkanmış demektir. Hiç öyle bahane aramalarına gerek yok. Bir çözümsüzlük politikası, şiddet politikası, tankla, topla terbiye etme politikası hayattayken, söyleyebilecek sözler yok. Ama biz kin ve öfke üzerinden, kızgınlık, intikam üzerinden siyaset yapmıyoruz. Biz, diyalog ve müzakere kapılarının her zaman açık olması gerektiğini ifade ediyoruz. Siyasette bunun için varız" dedi.

Selahattin Demirtaş, kendilerine karşı kullanılan üsluba, hitaba bakılırsa, hiç kimsenin birbiriyle konuşmaması gerektiğini belirtirken de "Her gün ayrı hakaretlerle, küfürlerle karşılaşan bir parti olmamıza rağmen, sırf halkımız acı çekmesin, ölümler dursun, siyasetçiler olarak görevimizi yerine getirelim diye mümkün olduğunca esnek davranıyoruz. Biz, ne askerin, ne polisin, ne PKK'linin, ne sivilin ölmemesi için siyasetteyiz. Onların sorumluluk ve vebalini taşıyoruz. Öyle, 'küstüm oynamıyorum' gibi tavırlarla bu ülke yönetilemez. Bu ülkeye yazık. Umut ediyorum ki, herkes şu anda, kim diyalogdan yana, kim savaş ve kandan besleniyoru görmüş oldu" diye konuştu.

"GÖRÜŞMEMEK İÇİN BAHANE ARIYORLARDI"

Bir gazetecinin, "Görüşmelerin kaçak çaydan kaynaklı iptal edildiğine inanıyor musunuz?" sorusuna Demirtaş, "Hayır, öyle şey olur mu? Görünen o ki zaten, görüşmemek için bahaneler aranıyordu. Üslup meselesi basit bir gerekçe yapıldı. Yoksa aslında konuşamayacak durumda olduklarını, bir çözüm politikalarının olmamasından kaynaklı bir tutumdan kaynaklandığı görülüyor" diye cevap verdi.

Bundan sonra nasıl bir yöntem belirleyecekleri konusundaki başka bir soruya Demirtaş, "Biz işimize bakacağız. Bizim derdimiz çözümdür. Her konuda çözüm için mücadele ediyoruz. Biz AKP ile var olmadık, AKP ile bitmeyeceğiz. Bizim meşruiyetimizin kaynağı AKP değil. Parlamentonun 3'üncü büyük grubuyuz. Mücadelemizi de sürdürüyoruz" yanıtını verdi.

Başka bir gazetecinin, "Bundan sonra Türkiye'yi nasıl bir süreç bekliyor?" sorusu üzerine de Demirtaş, şunları söyledi:

"Biraz önce deklarasyonu gördünüz. Bu çerçevede biz mücadelenin siyasal zeminde güçlenerek, devam etmesi gerektiği yönünde beyan ortaya koyduk. Ama ısrarla tankla, topla, bebekleri bile öldürüp, bunun üstünü psikolojik bir savaşla örtecek bir zihniyet olursa, biz de elimizdeki bütün imkanlarla zulme karşı direniriz. Seçim bizim değil, seçim hükümetindir. Hükümet savaşı seçtiği müddetçe, her canlı kendini savunmakla mükelleftir, zorunludur, sorumludur. Tercih hükümetin tercihidir. Halk barış istiyor, hükümet savaşı istiyor."