Ayşe YÖRÜKOĞLU/ HT CUMARTESİ

Çocuk kitabı yazmaya neden ve nasıl başladınız?

İktisat okudum, 18 yıl da bankacılık yaptım. Edebiyata her zaman ilgim vardı. Çocuklarıma kitap okurken bu alanı ne kadar sevdiğimi daha iyi fark ettim ve yazmaya başladım. "Kırmızı Fare" diye bir edebiyat dergisi vardı, orada bazı tercümelerim, birkaç öyküm ve şiirim yayınlandı. Kitaplarımdaki karakterleri yaratırken de hâlâ çocuklarımdan ilham alıyorum. 

Çocuklarınızın yaşı büyüdükçe okurlarınız da değişti mi?

Onlar da büyüdü mü mesela? Yok, ben de bunu merak etmiştim ama okurlarım hep 9+'da kaldı. 30'a gelmem gerekirdi oysa ki!

Yeni kitabınızda neden Suriyeli göçmenler gibi güncel bir konuyu seçtiniz?

Kitabı 1.5 yıl önce bir isyan duygusuyla yazmaya başlamıştım. Suriyeli mülteciler sorunu bu kadar büyümemişti. Sokaklarda kötü şartlarda yaşıyorlardı ama çevremdekilerin onların yaşadığı trajediden, büyük bir savaştan kaçtıklarından haberleri yoktu. Bencilce onların sokakları kirlettiğini düşünüyorlardı. Bir süre sonra göçmen sorunu derinleşti, Ege'deki ölümler basına yansıdı. Aylan bebek fotoğrafından sonra duyarlılık arttı gibi görünüyor ama aslında öyle değil, önyargı, kayıtsızlık sürüyor. Bilgi Üniversitesi Çocuk Çalışmaları Birimi'nin yaptığı bir araştırmadan okullarda velilerin çocuklarını Suriyeli öğrencilerin yanına oturtmak istemediğini öğrendim. Savaştan, yıkımdan kaçmış çocuklarda yeni travmalara yol açacak bir davranıştı bu. O yüzden çocuklar bu kitabı okusa ve "Suriyeli arkadaşım benim yanıma oturabilir" dese çok mutlu olurum. 

"Umut Sokağı Çocukları"nın kurgusu oldukça değişik. Hikâyeyi farklı karakterlerin bakış açısından okuyoruz.

Farklı bakış açılarını bir zorunluluk olarak kullandım, çünkü çok da hüzünlü olmayan, ümitli bir kitap olsun istedim. Suriyeli bir çocuğun gözünden anlatsam fazla sert olabilirdi çünkü, neticede orada büyük bir travma ve trajedi var. Suriyeli bir çocuğun yan karakter gibi girmesi de konuya haksızlık olacaktı. Ne yapabileceğimi düşünürken aklıma bu geldi. Bana olanak da sağladı. Yollarımızın kesişmesine bir izin versek, çok daha kolay kaynaşabiliriz, bunu anlatabildim.

Siyasi bir konuyu çocuklara anlatırken dengeyi nasıl sağlıyorsunuz?

Çocuklara yazarken insan büyük bir sorumluluk altına giriyor. Dilde çok özenli olman; hem çocukların kolay algılayabileceği şekilde yazman hem de onlara hasar vermemek adına nasıl etkileneceklerini göz önünde bulundurman gerek. Ama bunlara dikkat ettiğin zaman konu kısıtlaması yok, dilediğin her konuda yazabilirsin. Aslında okullarda yaptığım söyleşilerde çocukların algısının çok geniş olduğunu gördüm. Mesela "İstanbul'u Çalıyorlar" için gittiğimde "Hepimize ait ne çalınabilir?" diye sormuştum. Birisi GDO'lu yiyecekleri kastederek "Yemeğimiz çalınabilir, emeğimiz çalınabilir" derken, bir diğeri hoyrat ilişkilerden bahsederek "Sevgimiz çalınabilir" demişti. "Havva" öyküsünden bir parça okuduğumda da çocuklardan biri, "Bu bizim de başımıza gelebilir" yorumunu yapmıştı. Açıkçası bunu beklemiyordum, çünkü ailelerinin önyargılı tutumunu onlarda da göreceğimi düşünüyordum. 

Çocuklarla ilgili sosyal sorumluluk projelerine önem veriyorsunuz. Liseden beri sosyal sorumluluk projeleriyle ilgileniyorum. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nde 5-6 yıl çalıştım. Armutlu ve Beşiktaş'ta iki okulda gönüllü kütüphanecilik yaptım ve kaynaştırma öğrencisi denen ve ilkokula gittikleri halde okuma yazma öğrenememiş çocuklara okuma yazma öğrettim. İki kere Soma'ya gittim. Çocuk ve Gençlik Yazını Derneği'nde bir dönem yönetim kurulu üyeliği yaptım. Halen 2018'de Türkiye'de düzenlenecek olan uluslararası çocuk edebiyatı sempozyumunun program belirleme komitesinde çalışıyorum.