KEREM AKÇA / keremakca@haberturk.com

 Emin Alper'ın ikinci filminde, "Tepenin Ardı"ndaki ‘öteki korkusu'nu ve ‘paranoya'yı taşradan şehre taşıyor. Melankolik bir terör kabusu kıvamındaki "Abluka", eski bir mahkumun üstleriyle, köpeklerle, kırlangıçlarla, çöp kutularıyla ve kardeşiyle metaforik ilişkisine bakıyor. Kafkaesk bir siyasi gerilime dönüşürken "Konformist" ile "Kiracı"yı iç içe geçiriyor, yıllar boyu bizi cinnete sürükleyen şiddet toplumunun, beyin yıkayan polis devletinin enfes bir alegorisini çıkarıyor. Venedik Film Festivali'nde Jüri Özel Ödülüne ulaşan, yılın en iyi yerli filmi "Abluka", yarından itibaren sinema salonlarından izlenebilir.

 Minimalist Anadolu westerni örneği "Tepenin Ardı" (2012) ile ülkemizdeki eşkıyalık, düşmanlık, mülkiyet, dış tehdit, feodalizm gibi meseleleri masaya yatırmıştı. Taşranın sessizliğinden beslenerek, Nuri Bilge Ceylan geleneğine de göz kırpan "Seyyit Han" (1968) türevi bir film canlanmıştı. Emin Alper, bir çeşit Antonioni usulü acid western ya da anti-kovboy filmine imza atmıştı. Boşluktan, hiçlikten, gizemden beslenen çalışma, düşmanının kim olduğunu bilmeyen bir toplumun korkularını öne çıkarmıştı.

 

 HAPİSTEN ÇIKIŞ HER ŞEYİN BAŞLANGICI

 Sanki orada ‘eşkıya'lıkla dağlara uzanan taşra sineması burada şehrin doğrudan içine giriyor. Ama hayalleri, halüsinasyonları, bilinçaltını da unutmuyor. Adeta siyasi atmosferi soluya soluya kabuslar görmeye başlayan bir mahkum tiplemesi var. Yine dış tehdit, düşman, paranoya ve şiddet, beyni yıkanan insanoğlunu donatıyor. Ama tek fark sanki bu kez işin içine net bir yerden emir alınmamasının da eklenmesi…

 Film, 90'lar Türkiye'sini ya da Gezi sonrası dönemi düşünerek yorumlanabilir. Bir distopya yaratıyor olarak da görülebilir. Ama sosyopolitik göndermeler bu kez daha katmanlı… Mehmet Özgür'ün şartlı tahliye edilen fakir Kadir'i canlandırması, onun da çöp toplayıcılığa atanması, hem ‘haksız yere hapse atılan kişi' hem de ‘her türlü suça eğilimli sıradan toplum bireyi' izlenimi bırakabiliyor.

 Çöp kutularında bomba, yeni bir sıvı (belki biber gazı) arayışı başlıyor. Diğer tarafta onun kardeşi ise köpekleri öldürmekle görevlendiriliyor. Şiddet toplumunda, polis devletinde bir anda yolları kesişiyor bu ikilinin. Muhbirlik, ‘takip eden düşman' geriliminin yarattığı ‘kuşku', ‘paranoya' ile açıklanıyor.

 ‘KONFORMİST' TÜRKİYE'YE TRANSFER EDİLİYOR SANKİ

 "Abluka", İtalya'daki Mussolini rejiminin ya da bütün faşist düzenlerin alegorisi olarak okunabilecek "Konformist"in ("Il Conformista", 1970) zor ve tanımsız karelerden oluşan modelini benimsiyor. Orada liderin kiralık katili olarak konumlansa da üzerine gelen baskıyı çözemeyen Marcello, ‘gölgelerin karanlık yüklediği' ve ‘renk filtrelerinden beslenen' görsel yapıyla ‘belirsizlik'e bir biçem kazandırmıştı.

 Ama bunu biraz mizahla ve günümüz Türkiye'si ile gözden geçiriyor Alper. Sanki Özgür'ün çevresine bir ‘erkek gotiği' ambalajı da tanımlıyor. Polanski'nin Apartman Üçlemesi'nden esintiler taşıyor film. "Kiracı"da ("Le Locatarie", 1976) yönetmenin alter egosu gibi konumlanan ana karakter Trelkovsky, Özgür'ün elinde etkili bir politik motivasyon kazanıyor. Emir aldığı kişiler ve kardeş de bir anda onun içsel dünyasını temsil etmeye başlıyor.

‘BİR AN ALTIN ASLAN GELİYOR SANDIM'‘BİR AN ALTIN ASLAN GELİYOR SANDIM'

 KESKİN GERÇEKÇİLİĞİ MELANKOLİK BİR KARGAŞAYLA SARIYOR

 Kadir ve Ahmet'in ‘birbirlerini yediler' cümlesine yakışırken, her şeyin cinnete sürükleme hedefiyle yerleştirilmesi normal. Yanan çöp kutuları, bir anda gelen kırlangıçlar (bu kısım biraz fazla son dakika eklemesi gibi), vurulan köpekler ve daha fazlası şiddet/polis toplumunun tanımını yapıyor. "Abluka" da ablukaya alınmanın adını koyuyor. Keskin gerçekçiliği, melankolik bir kargaşayla sarıyor. "Tepenin Ardı"ndaki eşkıyalık probleminin artık şehre kaydığını, kenar mahallelerde belirdiğini, terörizme dönüştüğünü anlatıyor.

 Alper, bakış açısı planları ile izleme planlarının bir karışımını sunarak bizi sürece dahil ediyor. Sıçramalı kurgu ve sallanan kamera da kullanıyor. Kapkaranlık dünyasıyla ise Kafkaesk gözüküyor. Bunun üzerine fazla gitmezken Özgür ile kardeşinin çekişmesine bir çeşit Derin Türkiye tanımıyla bakıyor. Bunu çarpıcı kılan olay örgüsü, ‘birbirlerini yediler' dedirterek enerjik gözüküyor.

 Adam Jandrup'un sinematografisi siyahtan, gölgelerden, griden, karanlıktan besleniyor, bunları ‘paranoya' aracı olarak kullanıyor. "Konformist"teki Storaro'nun renkli bilinçaltı aralarına kadar uzanmıyor. Karakterin arayışı ve uygulanan metot; Edmond Richard'ın güçlü sinematografisiyle dudak ısırtan, Orson Welles'in Kafka uyarlaması klasiği "Dava"nın ("The Trial", 1962) görsel yapısını hatırlatıyor.

 DALLARIN UÇUŞTUĞU BALTA GİRMEMİŞ BİR ORMAN GİBİ

 "Tepenin Ardı"nın hiççiliğinin yerine daha yüksek bir tempo geliyor. Ara planlar iz bırakabiliyor. Zor görebileceğimiz olgunlukta bir siyasi gerilim "Abluka". Distopik olarak da incelense İstanbul'un kenar mahallelerindeki eğitimsiz halkın bir dışavurumu gibi… Gerilimli, grotesk, korkutucu, güçlü, tehditkar ve sert olabiliyor. İtalyan sinemasının politik geleneği ile Roman Polanski'nin gotik korku filmlerinin birleşme noktasında filizlenen sonuçsuz ve karanlık bir terör gerilimi gibi.

Her şeyi ‘dış tehdit'in, zorlanan insanoğlunun beyni yıkanan halkın üzerine kuruyor. Baskıcı ve kargaşa yaratan lider prototipinin yol açtığı beyin yıkama problemine dikkat çekiyor. Çöp kutusunda bomba aramak, köpekleri öldürmek derken gecekondu mahallelerindeki ‘dalların uçuştuğu balta girmemiş orman' havası ‘Vahşi Batı'nın nüfusu arttırılmış şubesi gibi. Issızlıkla paranoyayı birleştiriyor.

 Finaldeki ‘sonu gelmeyen' bağsızlık da filmi besliyor. Ablukaya almanın anlamını değerlendiriyor. Haberlere konu olacak karakterler, hayal-gerçek arasında gidip gelirken sırıtmıyor. Muğlak final her şeyi mantıklı bir çerçeveye oturtuyor, özenli ses ve müzik çalışması adeta doğanın ve fakir evlerinin tekinsizliğini yansıtıyor. Alper, bir kez daha ses tasarımı üzerine en çok kafa yoran isimlerden olduğunu ispatlıyor.

 

FİLMİN NOTU: 7.3

 

Künye:

 Abluka

Yönetmen: Emin Alper

Oyuncular: Mehmet Özgür, Berkay Ateş, Tülin Özen, Müfit Kayacan, Ozan Akbaba

Süre: 119 dk.

Yapım Yılı: 2015