Damla ÇELİKTABAN / GAZETE HABERTÜRK

"Çocukların davranışları tükettikleri besinlerden etkilenir" diyor çocuk nöroloğu olarak çalışan Maya Shetreat-Klein. Sadece bu kadarını söylemekle kalmıyor, çocuklardaki davranışsal ya da sinir sistemsel problemlerin besinlerle olan direkt ilgisi üzerine şahane de bir kitap yazıyor.

Konu bir kenara, kitabı okurken aklımdan gitmeyen örnek Canan Karatay... Bir kalp doktoru olarak Karatay'ın beslenme hususundaki fikirleri, gıda endüstrisi başta olmak üzere karşıtları tarafından genellikle, "Herkes uzmanı olduğu işi yapsın. Karatay bir beslenme uzmanı değil ki, kalp uzmanı" gibi sığ bir argümanla değerlendiriliyor.

İnsanlar işlerine gelmeyen şeye çamur atmakta ustalar. Bu argümanı öne sürenlerin dikkate almadıkları bir şey var: "İnsan vücudu bir bütün." Her ne kadar Batı tıbbının zamanımızdaki işleyişi, doktorluğu organlara bölüp bütünü görme halinden uzaklaştırmak olsa da bu inkâr edilemez bir gerçek. İşte Canan Karatay gibi Klein da bu bütüncül bakıştan yola çıkıyor.

Bu bakışın şüphesiz en önemli aktörlerinden biri de yediklerimiz. Biz insanlar, hayvanları ve bitkileri yiyoruz, yediğimiz hayvanların neler yedikleri ve yediğimiz bitkilerin nasıl bir toprakta büyüdüğü bizim sağlığımız açısından hayati önem taşıyor. Çünkü o bitkiyi büyüten toprağın sağlığı, dönüp dolaşıp bizim sağlığımız oluyor.

Peki dünya, gıda üretiminde nasıl bir yerde? Endüstriyel tarım sayesinde gerçek ve besleyici gıda bulmak hiç de kolay değil. Çünkü aşırı talebe yetişmek üzere kurgulanan gıda sisteminde toprağın sağlığı pek de öncelikli bir konu değil. Bu da monokültür ekimi, genetiği değiştirilmiş tohumları ve aşırı tarım ilacı kullanımını dolayısıyla da besleyici etmenlerden fakir, kanserojenler açısından zengin bir toprak yapısını doğuruyor.

Vücudumuzun yapı taşını oluşturan gıdanın özünde bu kadar zehir varken vardığımız yere şaşırmamız gerek. Toprağın sağlığını, üzerinde yaşayan hayvanların sağlığını önemsememenin bedeli olarak da obezite, hiperaktivite, otizm, epilepsi, kalp ve damar hastalıkları ve kanserle karşı karşıyayız.

Yediklerimizin yanı sıra, dezenfektanlar, antibiyotikler, katkı maddeleriyle zenginleştirilmiş besin değeri olmayan paketli ürünler, glutamattan glikoz şurubuna onlarca çeşit zehir derken bağırsaklarımız da pek iyi durumda değil tıpkı toprağımız gibi.

"Sağlıklı bir toprakta ve sağlıklı bağırsak florasında binlerce çeşit bakteri yaşaması gerekir" diyor araştırmalar. Çünkü bu mikroorganizmalar bedenimizde tahmin edilemeyecek kadar çok iş görüyor. 2011 yılında yapılan bir araştırmada, bilim adamları farelerin bağırsaklarındaki bakterileri bilerek öldürüyorlar. Bunun sonucunda bu hayvanların beyinsel fonksiyonlarda ciddi bir daralma görülüyor. Öğrenme becerileri yok olduğu gibi, hafıza fonksiyonunda da ciddi bir kayıp yaşanıyor. Hayvanlara tekrar "lactobasillus" bakterileri verilince eski hallerine dönüyorlar. İyi bir toprak nasıl bitkiyi besliyorsa, iyi bir bağırsak da beyni besliyor. Peki, biz bağırsaklarımızı nasıl besleyelim ki diğer bütün organ sistemleri iyi beslesin?.. Yarın HT Magazin ekinde.