Serbest kaldıktan sonra Süleymaniye kent merkezinden yaklaşık 15 kilometre uzaklıkta bulunan Arbet Sığınmacı Kampı'ndaki eşinin yanına geri dönen Hasan, gözü yaşlı ve çekingen bir şekilde başından geçenleri AA muhabirine anlattı.

Terör örgütü DAEŞ'in Sincar saldırısından önce mutlu ve sade bir hayatının olduğunu söyleyen Hasan, "Teröristler Şengal'e (Sincar) saldırmadan önce herkes gibi mutlu bir ailem vardı ancak tüm hayatım bir gün içinde eski haline dönmemek üzere değişti" dedi.

Kaçmayı başaramayan veya yolda yakalanan binlerce kadın, çocuk ve erkeğin Sincar'ı ele geçiren militanlar tarafından, farklı bölgelere götürüldüğünü anlatan Hasan, "Benim dışımda, babam, üç erkek ve üç kız kardeşim de 3 Ağustos 2014'te DAEŞ'in eline düştü. İlk etapta bizi ayırıp sadece kadınların olduğu bir kafileyle Musul kentine götürdüler. Aradan kısa bir süre geçmesinden sonra Şengal'in çevresinde yakalanan kadınları da yanımıza getirdiler. Tutulduğumuz salonda yaklaşık 300 kadın vardı. Tüm kapıları üzerimize kapattılar ve tam 10 gün boyunca orada kaldık" diye konuştu.

Musul'da rehin tutulduktan sonra, DAEŞ'in askeri konvoyuyla Irak'tan Suriye'nin Halep kentindeki bir köye götürüldüklerini belirten Hasan, orada yaşadıklarını şu sözlerle anlattı:

"Halep'in yakınlarında bulunan bir köye götürüldükten sonra yaklaşık 5 ay boyunca orada tutulduk. Daha sonra nedenini bilmediğimiz bir şekilde Halep'in başka bir bölgesine götürüldük ancak tam olarak neresi olduğunu hiç bir zaman öğrenemedim. DAEŞ'in bize yaptıklarını ifade etmek için doğru kelimeyi bulamıyorum. Bize çok kötü davranıp her gün tecavüz ediyorlardı. Bazı kadınlar kaçırıldıkları sırada hamileydi ve bebeklerini düşürmeleri için sürekli dövülüyorlardı."

Hasan, Yezidi çocukların da askeri kamplara götürüldüğünü dile getirerek, "Annelerinden zorla ayrılan erkek çocuklar militanlar tarafından nasıl silah kullanılacağı ve savaşacakları konusunda eğitiliyordu. Kendi aralarında sürekli bu çocukların intihar eylemleri için kullanılacağından bahsediyorlardı. 10 yaş üstü erkek çocukları ise direk savaş cephesine götürüyorlardı" şeklinde konuştu.

"Militan sayısı fazla olduğu için kaçma fikrini aklımıza dahi getiremedik"

"Militanlar kendi aralarında keyiflerine göre bizi satıp, başka Yezidi kadınları alıyorlardı. Ben iki defa satıldım" diyen Hasan, "Kimin beni ne kadara satın aldığını bilmiyordum ancak nereli olduklarını ve ne kadar yaşlı olduklarını biliyordum" dedi.

Alıkonuldukları bölgenin her zaman militanlarla çevrili olduğunu anlatan Hasan şunları kaydetti:

"Militan sayısı fazla olduğu için kaçma fikrini aklımıza dahi getiremedik. Çoğu zaman kaldığım evin kapısı kilitliydi. Bunun yanında militanlar evi sürekli gözetliyordu. Kaldığımız bölgede her zaman militanların sayısı dikkatimi çekti. Bu yüzden oradan kaçmanın imkansız olduğunu düşünerek kaçma planı yapmadım."

Hasan, DAEŞ'in elinden fidyeyle kurtarıldığını belirterek sözlerini "Kuzenim, beni kurtarmak için Suriye'ye gelerek, oradaki birkaç kişi ile temasa geçti. Söz konusu şahıslar aileme teslim edilmem için DAEŞ militanlarıyla görüştü. Elinde olduğum militanlara 9 bin dolar fidye ödendikten sonra Türkiye üzerinden Kürdistan'a eşimin yanına gelebildim" diyerek tamamladı.