İbn'ül-Esir'in hicri otuz sekizinci yıl olayları arasında Naciyeoğulları boyunun şeyhi Raşid oğlu Hirrit'in isyanını kaydeder.

Hırrit, Naciyeoğullarından üç yüz kişiyle beraber Hz. Ali'nin maiyetindeydi; Cemel ve Sıffin savaşlarında bulundu; Hakemlerin kararından sonra otuz kişiyle Hz. Ali'nin huzuruna gelerek, “Ya Ali, vallahi senin emrine itaat etmeyeceğim, ardında namaz kılmayacağım, yarın da senden ayrılıp gideceğim” dedi.

Hz. Ali, "Hay anan yasında yatsın, demek ki Rabbine isyan edeceksin, ahdinden döneceksin fakat bu takdirde ancak kendine zarar vermiş olursun; iyi ama neden bu işe kalkıştın" dedi. Hırrit, “Çünkü sen hakeme razı oldun, gerçekten saptın, zulmeden kavme dayandın” dedi.

Hz. Ali, "Gel, beraber oturalım, Kur'an'ın hükümlerine göre konuşalım, sünnetleri müzakere edelim, senden daha iyi bildiğim şeyleri sana açıklayayım; belki bugün kötü gördüğünü iyi görür, gerçeği bulursun" buyurdu.

Hırrit, “Hayır, istemem, ben senden ayrılacağım” dedi. Hz. Ali, "Şeytan seni kandırmasın, bilgisizler seni aşağılatmasın. And olsun Allah'a razı olsaydın sana doğru yolu gösterirdim" dedi.

Hırrit, geceleyin, yanındakilerle beraber Kûfe'den çıkıp gitti. Yanındakiler az olmakla beraber etraftan kendisine birçok kişiler katılabilirdi. Bundan dolayı Hasafaf el-Bekri oğlu Ziyad, Hz. Ali'nin huzuruna gelip, “Ey Mü'minlerin Emiri, onun başında pek az kişi var, bu yüzden korkulmazsa da ileride büyük bir toplulukla bozgunculuğa kalkışmasından korkulur; bana izin ver, ardından gidip onunla görüşeyim” dedi. Hz. Ali, “Allah sana rahmet etsin, hadi git” buyurdu.

Ziyad, yüz otuz kişiyle hareket etti. Bu sıralarda Hz. Ali'ye, Hırrit'le yanındakilerin Kûfe'ye yakın Nıffar'a vardıklarına dair haber geldi. Orada yeni Müslüman olmuş bulunan bir köylüye, “Müslüman mısın, kâfir misin?” diye sormuşlar, adamcağız “Müslümanım” deyince, “Ali hakkında fikrin nedir?” demişler. Köylü, "İnsanların efendisidir. Peygamber'in vasisidir, Mü'minlerin de Emiridir" demiş. Bunun üzerine, “sen kâfir oldun” deyip adamı öldürmüşler. Onunla beraber tuttukları Musevi'ye, “dinin nedir?” diye sormuşlar. Adam, “Musevi’yim” deyince bırakmışlar.

Hz. Ali, Val oğlu Abdullah'ı bir mektupla Ziyad'a gönderdi, bu olayı bildirdi. Ziyad'la beraber Niffar'a oradan da Hırrit'in bulunduğu yere vardılar.

Ziyad, Hırrit'e, “Savaşın lüzumu yok, zaten siz de yorgunsunuz, biz de yorgunuz. Münasip görürsen bir araya gelelim, konuşup görüşelim, bir karara varalım” diye haber gönderdi.

Hırrit razı oldu. Ziyad, beş kişiyle gitti, bir su kıyısında buluştular. Yemek yediler, dinlendiler. Ziyad, “Neden Mü'minlerin Emiri’yle bizim aleyhimizde bu harekete giriştin?” diye sordu. Hirrit, “Sahibinizi imam olarak tanımıyorum, huylarından da memnun değilim; halifeliği Şûra ile halletmek fikrinde” diye cevap verdi. Ziyad, “Meşveret için toplanacak kişilerin, kendisinden ayrıldığın zattan daha ziyade Allah'ın ve Peygamberinin hüküm ve sünnetlerini bilen bir kişiyi bulabileceklerini mi sanıyorsun; bundan başka bir de Peygamber'e yakınlığı var ve ilk Müslüman olan o” dedi. Hirrit, “Bunları inkâr etmiyorum ki” deyince Ziyad, “Peki, öyleyse ne diye onunla savaşa kalkıyorsun?” dedi. Hırrit, “Ben onunla savaşa girişmedim, o, benim adamlarımdan birçoğunu öldürdü, onun için savaşıyorum” dedi.

Uyuşmak mümkün olmadı ve savaş başladı. Bu adam, Cemel savaşında Talha ve Zübeyr'le beraberdi; sonra Hz. Ali tarafına geçmişti; Hakemeyn olayından sonra Hz. Ali'den ayrıldı.

Hükmettiği yerlerdeki Müslümanlar, zekâtlarını, Hıristiyanlar cizyelerini, merkeze göndermiyorlardı. Müslümanlar arasındaki ayrılığı gören Hıristiyanlar, Müslümanlığı kabul ettikten sonra gene Hıristiyan olmuşlardı ve Hırrit'e yardım ediyorlardı.

Savaşta Ziyad, bir aman bayrağı dikmiş, onun altına gelenlere aman vereceğini ilan etmişti. Hırrit'in yanındakilerin çoğu, bunu görünce bayrağın altına gitmişti. Hırrit, savaşta öldürüldü, yanındakiler dağıldı ve bu isyan, böylece bitti. (Tenkıyh'ul-Makaal; c.2, s. 397).