Türkiye'deki durum kötü ve giderek daha da kötüleşiyor.

Sorun yalnızca bir terörizm dalgasının ortasında güvenliğin kaybolması da değil. Kamu borçları belki stabil ancak özel sektör borçları kontrolden çıkmış durumda, turizm sektörü serbest düşüşte ve liradaki değer kaybı tüm yurttaşların satın alma gücünü etkiliyor. Genel algı, seçim sonuçlarına rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kontrolden çıktığı yönünde. Muhaliflerini tutukluyor, sol ya da sağ görüşlü gazetelere el koyuyor, bir deli sultan ya da halifelik arzusu çağrıştıran saraylar inşa ediyor.

OĞLU KARA PARA AKLADIĞI İÇİN İTALYAN POLİSİ TARAFINDAN TAKİP EDİLİYOR

Yolsuzluk dizboyu. Oğlu Bilal'in sahte bir Suudi pasaportuyla İtalya'ya uçtuğu, bir kara para aklama skandalı nedeniyle İtalyan polisi tarafından takip edildiği söyleniyor.

Hiddetli çıkışları hem yurt içinde hem yurt dışında endişeye neden oluyor. İktidarda olan partisinin üyeleri dahi giderek artan bir paranoya içinde olduğunu fısıldıyorlar, öyle ki, bazı Türk yetkililere göre, havadan kendisine dönük düzenlenebilecek bir kaçırma operasyonunu engellemek üzere sarayının etrafına uçaksavar füzeler yerleştirmek istiyor.
Türklerde ve Türk ordusunda giderek, Erdoğan'ın Türkiye'yi bir uçuruma sürüklediği düşüncesi yerleşiyor. Önce tutuklu Kürt lider Abdullah Öcalan'a meşruiyet kazandırarak müzakereler başlatması ve sonra yeniden bir çatışma ortamı yaratması nedeniyle Türkiye'yi herhangi bir zaferin mümkün olmadığı, daha yüksek ihtimalli sonucun fiili bölünme olduğu bir yola sokmuş durumda.

BİR İÇ SAVAŞ TEKRAR EDERSE...

Bütün bunların sonucu, eğer 1980'lerdeki ve 1990'ların başlarındaki gibi bir iç savaş tekrar ederse, Türkiye Kürtleri şu anki verili durumda, Irak ve Suriyeli kardeşlerinin kurduklarından daha azına razı olmaya zorlanacaktır.

Erdoğan uzun süre önce Türk ordusunun belini bükmek istiyordu. İktidarının ilk on yılında hem ABD hükümeti hem de Avrupa Birliği onu desteklemişti. Fakat daha sonra Erdoğan'ın en ateşli yabancı savunucuları dahi, onun içine düştüğü delilik ve otokrasi kuyusunun derinliğini fark ettiler.

Peki ya Türk ordusu Erdoğan'ı devirmek için hamle yapar ve yakın çevresini parmaklıkların arkasına atarsa, yaptıkları yanına kâr kalmış olur mu?

Savunmak için değil ancak analiz düzeyinde, sorunun yanıtı evet. Seçim döneminde Obama yönetiminin herhangi bir darbe liderliğiyle ilgili kınamaktan öteye gidecek şeyler yapması kuşkulu. Hele ki, demokrasinin restorasyonuna gidecek bir yol haritasını acilen oluştururlarsa...

Erdoğan, Mısır Devlet Başkanı Muhammed Mursi'nin yakaladığı türden bir sempati de yaratamaz. Mursi devrildiğinde, onun demokrasiye bağlılığı hâlâ bir tartışma konusuydu.

Söz konusu olan Türkiye'nin güçlü adamı olduğunda bu tartışma artık değersiz. Ne Cumhuriyetçilerin ne de Demokratların önde gelenleri, ABD'nin prestijini önceki statükoya dönüş arayışına heba edecektir. Sözde, darbeye karşı olsalar da, yeni rejimle çalışacaklardır.

TÜRKİYE'DE SALLANILI SİYASET ORTAMI

Darbe liderleri, tüm tutuklu gazetecileri ve akademisyenleri derhal salıvererek ve el koyulan gazete ve televizyon kanallarını gerçek sahiplerine geri vererek Avrupalı ve Amerikan insan hakları savunucularından, sivil toplum örgütlerinden ve gazetecilerden gelecek eleştirileri ortadan kaldırabilir.

Türkiye'nin NATO üyeliği de böyle bir hamle için caydırıcı olmaz: Önceki darbeler nedeniyle Türkiye'nin ya da Yunanistan'ın NATO üyeliği sonlanmadı. Yeni yönetim Türkiye Kürtleriyle yakın ilişkiler kurarsa, Kürtler de bu yönetimi tanıyanlar arasına katılabilir.

Ne Avrupa ne de Amerikan kamuoyu Erdoğan'ın, oğlunun, damadının veya Egemen Bağış ve Cüneyd Zapsu gibi kilit isimlerin idamına sıcak bakar ancak bir yolsuzluk soruşturmasını ve uzun süreli tutukluluğu kabul edeceklerdir.
Erdoğan, dostlarının kendi yanında durmasını umabilir ancak -hem uluslararası arenadaki hem de Türkiye'deki- çoğu dostunu ona bağlayan şey iktidarda olmasıdır. Bir kez sarayından çıktığında kendini, mahkemedeki Saddam Hüseyin gibi, oldukça yalnız, güçsüz ve dağılmış şekilde bulabilir.

Tahminde bulunmuyorum fakat Türkiye'de yükselen huzursuzluğun yanı sıra Türk ordusunun özel olarak rahatsızlık verici bir sonuçla karşı karşıya kalmayacak olması, ordunun Mısır'daki Sisi'nin oyun planını taklit etmesini beraberinde getirebilir. Türkiye'deki sallantılı siyaset ortamı daha da sallantılı hale gelirse kimse şaşırmasın.