İstanbul Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen 24. Uluslararası Tromboz Kongresindekonuşan European and Mediterranean League Against Thromboembolic Diseases (Tromboz Hastalıklarına Karşı Akdeniz ve Avrupa Birliği) Başkanı Prof. Dr. Lina Badimon, güncel bir konu olan aspirinin kardiyovasküler hastalıklarda doğru kullanımı hakkında bilgiler verdi. Aspirinin çok eski ve iyi bir ilaç olduğunu söyleyen Prof. Badimon, şunları kaydetti:

“Primer koruma dediğimiz, yani daha önce herhangi bir damar hastalığı olmayan grupta aspirin kullanımının bir faydası olmadığı, yapılan birçok çalışmada gösterilmiştir. Ancak yüksek riskli hasta grubu varsa, kontrolsüz şeker hastalığında belki faydalı ama herhangi bir rahatsızlık geçirmemiş kişilerde faydası yoktur. Eğer bir hasta kardiyovasküler bir hastalık geçirmişse, bir damar tıkanıklığı geçirmişse mutlaka düşük doz Aspirin almalı ve beraberinde 1 ya da 2 yıl süreyle diğer antitrombosit ilaç dediğimiz tromboziti etkileyen ilaçları da almalı diye öneriyoruz.“

Aspirin kullanımında yüksek risk şartı!

Prof. Dr. Badimon, önceleri düşük doz aspirini primer korumada yani hastalık geçirmeden alınması konusunda öneriler olduğunu söyledi ve ekledi: “Ancak en son verilere ve klinik çalışmaların sonuçlarına göre, hastanın doktoru yüksek riskli olduğuna karar verirse düşük doz aspirin faydalıdır.”

 
 
Vücut şekli, kalp krizi riski için kilodan daha önemli Yüksek risk yoksa günümüzde artık primer korumada aspirinin yeri olmadığını söyleyen Badimon, “Doktor tavsiyesi olmadan aspirin kullanılmamalı. Çünkü aspirinin en önemli komplikasyonlarından birisi de kanamadır. Bu da özellikle sindirim sistemi kanaması ve merkezi sinir sistem kanamalarına (beyin kanaması) sebep olabilmektedir” uyarısında bulundu.
 

 

“VTE, dünyada ölüm ve sakatlığın önde gelen nedenleri arasında yer alıyor”

Kongre Başkanı Prof. Dr. Ahmet Muzaffer Demir ise trombozun dünyada en sık görülen 3 ölümcül kalp-damar hastalıklarının (Kalp krizi, inme-felç ve venöz tromboembolizm) ortak mekanizmasında ve bu hastalıkların oluşumunda yer alan sessiz bir klinik tablo olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi:

“Tromboz, arter veya venler içinde ölümcül potansiyele sahip kan pıhtılarının oluşumudur. Bir pıhtı bir kere oluştuktan sonra, normal kan akışını yavaşlatıp engelleyebilir ve hatta kopup bir organa ulaşabilir. Dolaşıma geçen pıhtıya emboli denir. Venlerde oluşan bu pıhtıya venöz tromboz denir ve venöz trombolizme (VTE) neden olan iki tip kan pıhtısı bulunur. Genellikle bacakta olan ve derin vende oluşan pıhtıya Derin Ven Trombozu (DVT) denir. Bu pıhtı kopup akciğerlere geçecek olursa, bu duruma da Pulmoner Emboli (PE) denir.”

 
 
'Kalp ağrısı' sadece psikolojiyi değil, kalp ritmini de etkiliyor DVT ve PE’nin birlikte, VTE olarak bilindiğini ve ölümcül olduğunu dile getiren Prof. Demir, VTE’nin dünyada ölüm ve sakatlığın önde gelen nedenleri arasında yer aldığını söyledi.
 
 
 
 

 

“ABD’de her yıl 10 ile 30 bin arası VTE’ye bağlı ölüm yaşanıyor”

Risk faktörleri incelendiğinde her yaştan, cinsten, ırktan ve etnik kökenden insanın bu sorundan etkilendiğini vurgulayan Demir, “Güçlü risk olarak uzun bir süre hastanede olmak, ameliyat, özellikle kalça, diz ve kanserle ilişkili cerrahi, uzun süre hareketsiz kalma, yatak istirahati nedeniyle ya da uzun süreli seyahatler yer almaktadır. Bilimsel bir incelemede düşük, orta ve yüksek gelirli ülkeler arasında yılda 10 milyon VTE vakası meydana geldiği belirlenmiştir. Başka bir araştırma tromboz, DVT ve PE’nin kamu bilincinin kalp krizi, inme, hipertansiyon, meme kanseri, prostat kanseri ve AIDS gibi diğer hastalıklara kıyasla çok düşük olduğunu göstermektedir. ABD’de her yıl 10 ile 30 bin arası VTE’ye bağlı ölüm görülmektedir. Avrupa’da ise aynı nedenle ölüm sayısı 5 binin üzerindedir” dedi.