Emirü’l-Mü’minin Ali (a.s) Hz. Osman dönemini vasfederken şunları söylüyor: “Derken kavmin üçüncüsü kalktı; hem de bir hâlde kalktı ki iki yanı da yelle dolmuştu. Onunla beraber babasının oğulları da işe giriştiler; Allah malını, ilkbaharda devenin otları, çayır çimeni yiyip sömürmesi gibi yediler, sömürdüler.” (Nehc’ül-Belâğa, Şıkşıkıye hutbesi). Hz. Osman ilk iki halife gibi, işlerini dikkatle yürütecek kadar politikacı biri değildi. Abdurrahman b. Avf onu Müslümanların halifesi olarak belirledikten sonra yeni hükümetin politikasını, ortaya çıkabilecek gelişmeler karşısında alınacak tavırları açıklamak üzere mescide getirildiği zaman, Hz. Peygamber’in (s.a.a) minberinin üzerine çıktı ve Peygamber’in (s.a.a) oturduğu yere oturdu. Oysa Ebu Bekir oraya oturmazdı, bir basamak aşağıda otururdu. Ömer de ondan bir basamak aşağıda otururdu. Bunu gören insanlar aralarında konuşmaya başladılar: “Bu gün kötülük doğdu.” (Tarih-i Yakubî, 2/163; el-Bidaye ve’n-Nihaye, 7/166; Tarih’ul-Hulefa, s.162). Konuşamadı. Şöyle dedi: “İmdi... Hiç şüphesiz ilk defa merkebe binmek zordur. Biz de hatip değiliz. Allah bilecektir. Adem ile arasında ölü bir babadan başkası bulunmayan bir kişi, öğütlenmiştir.” (el-Muvafakiyat, 2/2). Tarihçi Yakubî şöyle anlatır: “Uzun süre konuşamadan bekledi. Sonra şöyle dedi: ‘Ebu Bekir ve Ömer buraya çıkmadan önce konuşma hazırlarlardı. Sizin güzel konuşan bir imamdan çok adil bir imama ihtiyacınız var. Eğer yaşarsanız, güzel konuşmalar da göreceksiniz.’ Sonra aşağı indi.” (Tarih-i Yakubî, 2/163). Hz. Osman, işe aşiretinin -Ümeyyeoğulları’nın- mensupları dışındaki bütün Müslümanların kendisine öfke duymalarına neden olan işlerle başladı. Açıkça kabilesinin yanında yer aldığını ortaya koydu. Kavmine olan meylini belli etti ve bir Emevî olduğunu gösterdi. Onları yöneticiler sınıfına getirmeye, insanların üzerinde yüksek makamlara getirmeye başladı. Valilik makamlarını Emevîlere dağıttı. Yönetimi, hiçbir engelle karşılaşmayacakları şekilde Emevîlere teslim etti. Hz. Osman, Ebu Bekir ve Ömer’in temellerini attıkları aşiret egemenliğinin sınırlarını da aşarak makamları ve önemli resmî makamları Emevîlerle sınırlandırdı. Başta Emir’ül-Müminin (a.s) olmak üzere sahabilerin uyarılarını, öğütlerini dikkate almadı. Çünkü Hz. Osman iktidara geldiğinde, İslâmî hükümetin sahih çizgisi yerine kabileci bir anlayışı esas alan bir yönetim tarzı hâkimdi. Uygulanan siyaseti değiştirebilecek salih, yapıcı unsurların rolü zayıflatılmıştı. Kuşkusuz Ebu Bekir ve Ömer’in Emir’ül-Müminin’i (a.s) iktidardan uzaklaştırma esasına dayalı politikaları, yönetim tarzında kişisel görüşlerini dayatmaları, iktidar çizgisinin sapması ve Ehl-i Beyt çizgisine muhalif bir çizginin ortaya çıkmasında son derece etkili olmuştu. Bu yüzden, etrafı münafıklarla, canları Müslümanlar tarafından bağışlanmış cahiliye artıklarıyla ve çıkarlarını her şeyin üstünde tutan menfaatperestlerle çevrilmiş bulunan yeni halifenin öğüt dinleyecek hâli yoktu.