Hz. Ebuzer, Resûlullah’ın (s.a.a) en büyük yaranından ve en değerli sahabilerinden idi. İslam’ın ilk günlerinde iman yapısı en sağlam olanlardan biriydi. O, Resûlullah’ın (s.a.a) vefatından sonra büyük bir ihtilaf doğmasına rağmen, devamlı olarak Allah Resûlü’nün Ehl–i Beyt’inin yanında yer aldı ve onları savunmak için tüm gücünü sarf etti. Resûlullah’ın (s.a.a) sahabilerinin arasında Hz. Ebuzer, O’nun Ehl–i Beyt’ini aşırı seven ikinci şahıstır. Ölünceye dek Hz. Ali’den (a.s) başkasının halifeliğini kabullenmedi. Onun, Resûlullah’ın (s.a.a) Ehl–i Beyt’ini çok sevdiğine dair delil gerekmez. Çünkü çok açıkça Hz. Ali’yi (a.s) savunmuştur. Ebu Bekir hilafete getirildiği gün Hz. Ebuzer, topluluk içerisinden kalkarak Kureyş’e hitaben şöyle dedi: “Ey Kureyş toplumu! Resûlullah’ın (s.a.a) yakınlarını terk ettiniz. Çok geçmez Araplar İslam dininden çıkarlar veya bu dinin gerçekçi olduğundan şüpheye düşerler. Eğer hükümeti asıl sahibine (Ehl–i Beyt’e) bıraksaydınız Müslümanlar arasında asla ihtilaf olmazdı ve iki kardeş birbirine kılıç çekmezdi. Resûlullah’ın (s.a.a) hakiki halifesini tayin etmede hak ve adalet unutulmuş, güç ve zorbalık, gerçek mantığın yerini almıştır. Layık olmayanlar ona göz diktikleri için çok kanlar dökülecektir. Siz, büyüklerinizin Resûlullah’tan (s.a.a) şöyle duyduklarını biliyorsunuz: ‘Halifelik benden sonra Ali’nin ve çocuklarınındır.’ Ama Resûlullah’ın (s.a.a) emrini attınız ve O’nun vasiyetini unuttunuz. Fani dünyayı, ahirete tercih ettiniz ve ebedi hayatı geçici hayat için sattınız. Siz, geçmiş ümmetlerin yolunu tuttunuz. Onlar da kendi peygamberlerinin yolunu terk edip, geriye döndüler ve Allah’ın dinini değiştirdiler. Sizler de onları takip ettiniz ve doğru yoldan ayrıldınız. Şimdi bu sapmaların sonucunu görecek ve Allah’ın azabına duçar olacaksınız.” (ed–Derecârü’r–Rafia, s.237). Hz. Ebuzer, Osman’ın hilafeti dönemindeki hac merasimi sırasında, çeşitli yerlerden gelen binlerce hacıya, yüksek sesle hitap ederek şöyle dedi: “Ey Millet! Beni tanıyanlar için çok iyi, tanımayanlara ise ben kendimi tanıtıyorum: Ben, Cundeb b. Cünade; Ebuzer Gifarî’yim. Ey millet! Ben Allah’ın Resûlü’nden duydum ki şöyle buyurdular: ‘Benim Ehl–i Beyt’im sizin aranızda Nuh’un gemisi gibidir. Ona binen kurtuluşa erer, terk eden ise boğulur.’ Yine şöyle buyurduklarını duydum: Ben sizin aranızda kıymeti biçilmez iki emanet bırakıyorum. Birisi Allah’ın yüce kitabı Kur’an–ı Kerim, diğeri de Ehl–i Beyt’imdir. Bu ikisine uyduğunuz müddetçe asla sapmazsınız.” Onun bu sözleri, kalabalık hac mevsiminde Hz. Ali’nin (a.s) haklılığına canlı bir senet olduğundan, Osman bunu duyar duymaz çok üzüldü. Hz. Ebuzer, Medine’ye döndüğünde bu konuşmasından dolayı suçlanarak tutuklandı. O şöyle dedi: “Resûlullah (s.a.a) bana böyle bir şey söyleyeceğimi buyurmuştu. Ben de O’nun emrine uyarak böyle bir konuşmayı yaptım.” Osman, onun bu sözü için şahit istedi. O da Ali (a.s) ve Miktad’ı şahit gösterdi. Onların şahâdetiyle Ebuzer serbest bırakıldı. (İhticac–i Tabersî, c.1, s.830; Kâmusu’r–Ricâl, c.2, s.448). Bir keresinde yine şöyle dedi: “Resûlullah’ın (s.a.a) Ehl–i Beyt’i bizim ışık ve güneşimiz; nur veren Ay’ımız gibidirler. Ali b. Ebi Tâlib (a.s), Resûlullah’ın (s.a.a) vasisi ve ilminin vârisçisidir. Ey Resûlullah (s.a.a) hakkında şaşkınlığa düşen Müslüman! Halife tayininde Resûlullah’ın (s.a.a), O’na öncelik verdiğine dair ki sözünü dinleseydiniz ve gerçek halifesini halife tanısaydınız, Allah (c.c.) yerden ve gökten sizi nimetlendirirdi. Ne Allah’ın velisinin hakkı zayi olurdu, ne de Allah’ın ve Resûlü’nün hükmü değişirdi. Eğer Resûlullah’tan (s.a.a) sonra O’nun Ehl–i Beyt’inin hilafetini kabul etseydiniz, Allah’ın hükümlerinin uygulanışında bir ihtilafla karşılaştığınızda cevabını, ilim ve hikmet kaynağı olan Kur’an–ı Kerim’den ve Resûlullah’ın (s.a.a) sünneti olan kaynağından su içenlerden alırdınız. Ama Resûlullah’ın Ehl–i Beyt’ine düşman olduğunuz için, bedbahtlık sizi bekliyor. Zalimler yakında kaderinizi değiştirdiğinde, zulme duçar olduğunuzu anlayacaksınız.” (Tarih–i Yakubî, c.2, s.161).