Yedi yıl Türkiye'nin cumhurbaşkanı, ondan beş yıl önce de başbakan ve dışişleri bakanı olan Abdullah Gül, kendisini, son bir yudum iktidara susamış bir politikacı olarak değil kenardan akıl vermekten memnun kıdemli bir devlet adamı olarak tanımlıyor.

Gül, bu hafta Londra'da FT'ye, "Siyasi makam açısından halen hırsları olan biri olarak görülmek istemiyorum. Ama televizyonlarda ve konferanslarda fikirlerimi ifade etmeye ve Türkiye'de tavsiyelerde bulunmaya devam ediyorum. Genel olarak kamuoyunun bunu olumlu karşıladığını ve ciddiye aldığını görebiliyorum." dedi.

Türkiye'de erken Meclis seçimlerinin yapılmasından üç gün önce, perşembe günü 65 yaşına basacak olan Gül, Ağustos 2014'te cumhurbaşkanlığı görevi sona erdikten sonra aktif siyaseti bıraktı.

Sınırları içinde ve dışında tırmanan savaş, terör ve siyasi kutuplaşmadan dehşete düşmüş bir toplumda, modern Türkiye'nin ilk İslamcı devlet başkanı olan Gül, sakin, deneyimli ve ılımlı güven verici bir figürü yansıtıyor.

Londra'da Gül kelimelerini titizlikle seçiyor. Ama cumhurbaşkanı olarak halefi ve eski siyasi silah arkadaşı Recep Tayyip Erdoğan'ın elinde iktidarın tekelleşmesinin, Türkiye demokrasisine zarar verme riski taşımasından endişe duyduğunu ima ediyor.

Gül şunları söyledi: "Siyasi mücadelenin Türkiye'de her zaman oldukça keskin olduğu bir gerçek. Ancak çeşitlilik ve farklı sesler önemli. Bunu her zaman böyle gördüm. Türkiye bir demokrasidir. Türkiye AB üyeliğine adaydır. Diğer yandan yapılması gereken çok şey olduğuna inanıyorum ve Türkiye'de olanı daha da geliştirmeliyiz."

Türkiye'de haziran ayındaki seçimlerde, oyların yüzde 13'ünü alarak ilk kez Meclise giren ve 80 sandalye kazanan solcu, Kürt yanlısı hareket Halkların Demokratik Partisinin (HDP) elde ettiği başarıya dikkati çeken Gül, "Bunun Türkiye için olumlu bir şey olduğunu düşünüyorum. Sorunların tarafları dışlayarak değil diyalog kurarak çözülmesi gerektiği her zaman benim yaklaşımım ve inancım olagelmiştir." dedi.

HDP ile iki yıllık ateşkesin ardından temmuzda Türk güvenlik güçlerinin çatışmaları yeniden başlattığı Kürdistan İşçi Partisinin (PKK) silahlı isyancılarını birbirinden ayrı tutan Gül, Suriye'deki iç savaş ve Türkiye'nin IŞİD cihatçılarıyla mücadelesinden bahsederek "Şu anki durumumuzda, Türkiye'de Kürtlerin silaha sarılmasının hiçbir gerekçesi olamaz. PKK'nın son dönemdeki terör saldırıları kabul edilemez." şeklinde konuştu.

HDP'nin güçlü performansı, Erdoğan'ın iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisini (AKP) 2002 yılından beri ilk kez yekten Meclis çoğunluğundan mahrum bıraktı. Neticede Erdoğan, Türkiye'yi kendisinin egemenliğinde bir başkanlık sistemine geçirme planlarını erteledi. Eğer pazar günkü seçim sonucu yine bir koalisyon hükümetine işaret ederse bu planlar askıda kalmak zorunda kalacak.

Erdoğan ile Gül, 2001'de AKP'yi birlikte kurdular ve Türkiye'de İslamcı siyasetteki ortak geçmişleri ondan çok daha öncesine dayanıyor. Ancak şu anda demokrasi ve sivil toplum konusunda farklı görüşlere sahipler.

Erdoğan, Gül'ün siyasi çoğulculuk nosyonlarına pek de uygun olmayan şekilde AKP mekanizmasının kontrolünü ele geçirdi. Ancak Gül, nisan ayında başkanlık sisteminde demokrasiyi korumak için güçler ayrılığının öneminden bahsetti.

Birleşik Krallık'ta, geçtiğimiz hafta sonunda Oxford Üniversitesinde yaptığı bir konuşmada Gül, ekonomik eşitsizlik, şeffaflığın olmaması ve kurumların eksikliklerinin Orta Doğu'da -ve Türkiye'de- halkların memnuniyetsizliğini körüklediğini söyledi. Türkiye'deki politikacıları çağa ayak uydurmaları yönünde uyaran Gül, "Türkiye'de sivil toplumun güçlenmesi neticesinde gençlerimiz kentsel gelişim adına ağaçların kesilmesine tepki gösteriyor, köylüler topraklarını kirleten sanayi faaliyetlerine karşı gösteri düzenliyor ve binlerce kişi, kadına yönelik şiddeti protesto ederek yürüyor." dedi.