Nurzen Amuran: Gündemde yargıya ilişkin tartışmalar giderek artıyor.YARSAV olarak Yargı mensuplarının önemli bir kesiminin sesi olduğunuz için kısa bir süre sonra yeniden sizinle birlikte olmamız gerekiyordu. Yüksek Mahkeme Başkanlarının Cumhurbaşkanıyla birlikte gezilere katılması kamuoyunda çok tartışıldı. Yasalarda yer almayan ama belli bir meslekte, mesleğin saygınlığını koruduğuna inanılan etik kurallar vardır. Özellikle yargılamada görev alan yargıç ve savcılar için bu kurallar daha da önem taşır. Etik kurallar açısından siz bu tartışmalara nasıl bakıyorsunuz?

Murat Arslan: Etik kavramı aslında toplumsal yaşamda hangi davranışın doğru, hangi davranışın yanlış olduğuna ilişkin genel bir kavram. Bazı davranışlar hukuk alanında düzenlenmese de toplumca etik değerlere aykırı görülebilir. Dolayısıyla hukuken herhangi bir yaptırıma bağlanmamış bir konunun etik değerlere uygun olduğu sonucu çıkmaz.

Yargı erki açısından etik ilkeler ise, yargıçların görevlerini yaparken tarafsızlık ve bağımsızlıklarına gölge düşürebilecek şüpheli hal, davranış ve tutumlardan uzak durmaları konusunda bir duyarlılık ve farkındalık geliştirmeyi amaçlamaktadır. Toplum, yargının hiçbir etki altında kalmadan özenle bağımsız ve tarafsız hareket ettiğine ve donanımlı olduğuna güven duymalıdır. Yargı etiği çerçevesinde yargıçlara yüklenen yükümlülükler de onların tarafsızlığını ve çalışmalarının etkililiğini güvence altına almak için öngörülmüştür. Bu yüzden diğer mesleklerle kıyaslandığında adalet dağıtmakla görevli yargıç ve savcılardan, herhangi bir mesleği icra eden kişiden beklenmeyen özen ve özveri beklenebilmektedir. Yargıçların bazı davranışları suç ya da kabahat oluşturmayabilir ancak vicdanlarda yer bulmaz ve bunun sonucunda toplumun gözündeki tarafsız, bağımsız, dürüst ve şeffaf adalet anlayışını zedeler ve güvenini sarsar.

HUKUK DEVLETİNDE YÜKSEK YARGI MENSUPLARININ, CUMHURBAŞKANINI ALKIŞLAMASI HAYAL DAHİ EDİLEMEZ

İç hukukumuza da aktarılmış bulunan Bangalor Yargısal Davranış İlkeleri'ne göre; yargıç, yasama ve yürütme organlarının etkisinden ve bu organlarla uygun olmayan münasebetlerden uzak olmakla kalmayıp, aynı zamanda makul bir gözlemcide de öyle bir izlenim yaratmalıdır. AİHM ölçütlerinde de; yargıcın bağımsızlığı ve tarafsızlığının varlığı kadar dış görünümüne de vurgu yapılmıştır. Yani yargının toplum tarafından bağımsız ve tarafsız olarak görülmesi gereklidir. Yargının bağımsızlığını ya da tarafsızlığını sorgulamak isteyen bir bireyin bunun olmadığını ispatlaması gerekli değildir. Burada önemli olan makul bir gözlemcinin mahkemeyi bağımsız ve tarafsız olarak algılayıp algılamadığıdır. Her ne kadar bağımsızlık nesnel koşullar ve teminatlara dayanan bir statü ve ilişkiler olsa da, makul bir gözlemci tarafından mahkemenin bağımsız ve tarafsız olarak algılanıp algılanmadığı da önemli bir işleve sahiptir. Dolayısıyla yargıç, bağımsız ve tarafsız bir şekilde adil bir karar verse bile dış görünümü açısından bu konuda kuşku uyandıracak ilişkiler içerisinde görülüyorsa bu tarafsızlığın, dolayısıyla adil yargılanma hakkının ihlali olarak kabul edilebilecektir.

Bu ilkeler çerçevesinde; hukuk devleti olma iddiasını taşıyan demokratik ülkelerdeki yüksek yargı mensuplarının, yürütmenin temsilcisi Cumhurbaşkanlarının yoğun siyasi içeriğe sahip konuşmasını alkışlamaları mümkün olmadığı gibi onunla birlikte çay, zeytin belki de fındık hasatına katılması hayal dahi edilemez. Nitekim ABD’de yüksek mahkeme yargıçlarının, yılda bir defa ABD başkanı ile bir araya geldikleri, Başkanın Kongre’de yaptığı “Birliğin Durumu” konuşmasında takındıkları tavır kamuoyunun gündemine birçok kez gelmiştir. Bırakınız batı dünyasını, geçen yıl Irak’ta halk sokaklara dökülmüş, yargı yönetiminin yürütme ile yakınlığının yargı bağımsızlığını ortadan kaldırdığını seslendirmiştir.